2. Hapishane arkadaşlarının rüyalarına dair yaptığı tabir, melikin rüyasına getirdiği yorum da aynen vâki olmuştur ki, âdeta bu rüyaların tabirlerinde -bir ölçüde- fert, cemiyet ve milletin kaderi resmedilmektedir. Yûsuf sûresi, bu mevzuda, hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir hazinedir.
3. Firavun gördüğü rüya ile o uğursuz akıbetini açık seçik görmüştü ve bunu değiştirebilmek uğruna başvurduğu hiçbir çare de fayda vermemişti.. evet onun için de, kaderin hükmü aynen gerçekleşmişti…
4. Dördüncü Mehmed’in sadrazamı, Tarhuncu Ahmed Paşa, bir Nevruz günü padişah tarafından idam olunacağını, müneccimbaşı Hasan Bahâî Efendi’den öğrenmişti.
5. Devrin vak’anüvistinin anlattığına göre Mehmet Efendi adında dindar bir kimse varmış, bir gece rüyasında sadrazamı görmüş, önüne bir mendil yaymış, halk başına üşüşmüş, her gelen mendile bir kızıl florin bırakırmış. Mehmet Efendi de bir altın bırakmış ve kendisinden bir memuriyet istemeye niyetlenmiş. Tam o sırada bir derviş gelip mendile, ortasından kesilmiş bir yarım altın bırakmış, sonra tekrar geri almış… Sadrazam da oturduğu yerden inerek gözden kaybolmuş.
Bu rüyasını bir rüya tabircisine anlatan Mehmet Efendi’ye bunu şöyle tabir etmişler: “Sedir makamdır. Akçe, dedikodu, sözdür. Yayılmış olan mendil sadrazamın mevkiindeki hâl ve şanıdır. Sedirden inip gitmesi, makamdan azli; gözden kaybolması, âlem-i şuhuddan (madde âleminden, dünyadan) gitmesi; derviş, kaptan paşadır ki, adı derviştir; akçesini geri alması, kendi zevaline dahi alâmettir.”
6. Bir rüya da Ahmet Paşa bizzat kendisi görmüştü. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ahmet, seni istemezler, yeter durduğun, şimdiden sonra bize gel.” diye mübarek elleriyle işaret ve davet etmiş…