Evet, şimdi aynen böyle vâki olan bir hâdiseyi nasıl izah edersiniz? Demek ki, şu şehadet âlemi ile alâkası kesilen ruhlar, biraz daha serbest, biraz daha kayıtsız, biraz daha bizim bulunduğumuz mekânın buudlarının dışında eşya ve hâdiselere nüfuz etme imkânına sahipler. Cenâb-ı Hakk’ın emri ve izniyle, istedikleri yerde bulunuyor ve istedikleri kimselere, istedikleri işaretleri veriyorlar.
Biraz hayallerine inen, biraz geçmişini kontrol eden ve biraz dinlediklerini değerlendiren hemen herkes, zannediyorum benim bu dediklerimi tasdik edecek ve aynı şeyleri söyleyecektir. Bütün bunları, yani bir hakikat-i uzmâ etrafında tahşidat yapan bu sızıntıları, -sızıntı da olsalar- efsaneye irca etmek mümkün değildir. Görüyoruz ki madde, dıştan idare ediliyor. Kuvvetli bir el, maddeyi istediği tarafa evirip çeviriyor.
Rüyalar, gözün âlem-i şehadete kapanmasıyla nazarımıza arz edilen berzahî tablolardan ibarettir. İstikbalimiz adına bize mesajlar sunan ve bize açıkça geleceğimizi anlatan rüyaların hepsi de birer berzahî tablodur. Rüyalarda bir kısım eşya ve hâdiseler temessül eder ve nazarımıza arz edilir. Bu arz ediliş bazen semboller hâlinde, bazen de gayet açık ve net olur.
Biz rüyaları, ahiret âleminden, berzah âleminden ve kabir âleminden, şehadet âlemi sahiline gelen birer sızıntı hâlinde görürüz. Ancak rüyalar, daha önce de söylediğimiz gibi “misal âlemi”ne bağlıdırlar. “Âyân-ı sâbite” dediğimiz hakikatler, bize daha yakın olan berzah ve misal âlemine akseder. Biz de, rüyalar vasıtasıyla o âleme akseden sembolleri müşâhede ederiz.