“Bu Kitap, müttakîler için rehberdir.” (Bakara sûresi, 2/2) âyeti, hidayeti takva sahiplerine mahsus kıldığı zannını uyandırmaktadır. Müfessirler burada neticenin gözetildiğini, yani cüz’î iradesini iman tarafına kullanarak neticede iman ve takva dairesine girecek olanların kastedildiğini,[21] Kur’ân’ın aslında bütün insanlara hitap olduğunu, fakat sonuçta ondan istifade edenler sadece müttakiler olması itibarıyla (i’tibar-ı mâ se-yekûn), âdeta onlara mahsus diye nitelendirilmesinin yerinde olduğunu belirtirler. Muhterem Fethullah Gülen konuya şöyle özetleyebileceğimiz bir başka açıdan daha yaklaşır: Hidayet için takva, takva için hidayet şart koşulunca, burada bir devr-i bâtıl bulunduğu zannedilebilir. Ancak Kur’ân-ı Kerim’de hidayetin farklı farklı mânâlarda kullanılması, bir başka açıdan da hidayetin farklı mertebelerinin olması itibarıyla burada o şekilde bir devirden bahsetmek söz konusu değildir ve meselenin “devir” olarak anlaşılmaması için bu farklılıkların iyi bilinmesi lazımdır. Mesela kişinin, küfürden vazgeçip imana gelmesi, imanda derinleşip rüsuh kazanması, sonra onu tabiatına mâl etmesi; meseleyi daha da detaylandıracak olursak, hidayetin ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn yollarından geçerek kemale ermesi... evet, işte bütün bu mertebeleri cüz’î ve küllî dairede duyup zevk etmesi, Kur’ân’ın hidayetinin çeşitliliği adına ortaya konabilecek farklılıklardandır. Kur’ân, hidayet dairesine giren bu kişinin elinden tutar ve onu, o yanıltmayan rehberliğiyle, yukarıda bir kısmı arz edilen farklı hidayet seviyelerinden biriyle taçlandırır. Zira Kur’ân-ı Kerim, ibtida (başlangıç) ile intihayı (sonu) cem etmiş bir mukaddes kitaptır. Bu itibarla, hidayeti, hem ibtidası hem de intihasıyla Kur’ân’da görmek mümkündür. Hidayetin başlangıcını, Allah ve ibadet telakkisiyle İslâm dairesine giren bir bedevinin çok basitçe iz’an ve kabulü şeklinde görürsek; zirvesine de Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mazhar olduğu hidayet diyebiliriz. Bazı sosyologların da ifade ettiği gibi, şimdiye kadar hiçbir fikir, doktrin ve kitap Kur’ân-ı Kerim’in toplumda meydana getirdiği inkılabı gerçekleştirememiştir. Başka oluşumlarda ancak üç-dört nesilde tamamlanan bir tekemmül sürecini Kur’ân sayesinde Hazreti Peygamber bir nesilde tamamlamıştır. Demek Kur’ân’ın hidayeti birinci basamakla başlayıp kemalâtta devamlı yükselen bir terakkî şeklinde seyretmektedir, âdeta mü’minler adedince sonsuz denecek kadar mertebeleri vardır.[22]