İçeriğe geç

Bazı doğu dinlerinde ise o, Allah’ın karşısında şerri temsil eden ikinci bir kuvvet olarak, yani Allah’ın –hâşâ– rakibi olarak tasvir edilmektedir. Persler şeytana “diyv” demektedirler ki, bu kelime Batı dünyasına ilâh mânâsına “diev” şeklinde geçmiştir. “Diev” tabiri, Batı dilleri arasında da dolaşa dolaşa Fransızlar arasında yine mâbuda verilecek bir ad olarak “diyo” kelimesiyle mânâsını bulmaktadır. Alman edibi Goethe, Faust isimli eserinde şeytanı, Allah karşısında çok büyük göstermekte ve bilhassa “Gökteki İlk Oyun” sahnesinde şeytanı (Mefisto) çok derin ve içten ele alıp insanla şeytanın sonuna kadar vuruştuklarını/vuruşacaklarını resmetmekte ve şeytan ile insan arasında, kıyamete kadar devam edecek olan bu mücadelenin kimin lehine zaferle neticeleneceği hakkında herhangi bir hükme varmadan, sahneyi bir meçhuliyet içinde tamamlamaktadır.

Bütün bunlardan anlaşılan şudur; şeytan, insana müessir olabileceği mekanizma, faaliyet ve enerjisini devam ettirdiği zaman, öyle korkunç bir kuvvet hâline gelmektedir ki insan, şerri temsil eden bu kuvvet karşısında âciz kalıp çok defa teslim olmaktadır. Haddizatında إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا “Şüphe yok, şeytanın kurduğu tuzak ve düzen zayıftır.” (Nisâ sûresi, 4/76) âyetinin de ifade ettiği gibi, onun insan için hazırladığı hile, tuzak ve komplolar çok zayıftır. Burada önemli olan, insanın iç dünyasını şeytanın müdahale ve münasebetine karşı ilâhî seralarla koruma altına almasıdır.

﴾رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ ۝ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ﴿

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اٰلِه وَصَحْبِه أَجْمَعِينَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ.

[1]Tirmizî, ilim 19;İbn Mâce, zühd 15.

313