İçeriğe geç

أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ âyetini teşkil eden sözcükler arasında da bir “tecâvüb”, bir “tesânüd”, bir “teânuk” söz konusu. Şöyle ki, anlatılmak istenen şey, Cenab-ı Hakk’ın mü’minlere ilâhî nimetleri ve orada bütün hâdiselerin onların lehinde cereyan etmesidir. Dünyada değişik musibetlere giriftar olan münafıkların durumunda müşahede ettiğimiz, her hâdiseyi aleyhlerinde görüyor olmalarına mukabil, bunlarsa her hâdiseyi lehlerinde sayabilecek bir durumu elde etmiş bulunmaktadırlar. Öncekilerin hayatları dünyada başlayıp dünyada bitmekte, sonrakilerinki ise ebedler âleminde sürüp gitmektedir.

İşte şu cümlede, teker teker kelimelere baktığımızda, onları omuz omuza, el ele, kol kola bir araya gelmiş, insanın ötedeki huzurunu örgülüyor gibi görürüz.

لَهُمْ “Onlar içindir” diyor. Yani her şey onlara mahsus ve onlar âdeta ille-i gâiye ve bir bakıma Cennet nimetlerinin onlar için hazırlanması da bir finalite. Öyle ki, artık onların aleyhlerinde hiçbir şey söz konusu olmayacaktır. Hatta bu kelimeden şunun da sezildiği söylenebilir: Orada ilâhî nimetler kendilerine takdim edilince, dünyadaki nimetler gibi rahatsız eden bazı arızalar, mesela bir kısım artıkları dışarıya atma gibi rahatsız edici hususlar orada söz konusu değildir. Evet, orada ne yeme, hazmetme zahmeti ne de ıtrahat meşakkati söz konusudur. Nimet de lehlerinde, netice-i nimet de.. işte gerçek saadet..!

538