Esasen onların umumî karakterini ele veren bu anlayış, insanın bir zaafından kaynaklanmaktadır. Bu zaafını zabt altına alamayanlar, çapına göre bazen bir grup insanın, bazen de bütün insanların başına belâ olagelmişlerdir.
Kur’ân-ı Kerim insanın bu zaafını şöyle dile getirir:
“Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman o, ‘Rabbim beni şerefli kıldı.’ der. Ama imtihan için onun rızkını daraltıp belli bir ölçüye göre verdiği zaman, ‘Rabbim bana hor baktı!’ der. Hayır, yetime karşı cömert davranmıyor, yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyor, size kalan mirası hak gözetmeden yiyor ve malı pek çok seviyorsunuz.”48
İşte parayı mihrap edinenlerin ruh hâli!
Evet, parayı gaye hâline getirenlerin, içinde bulundukları topluma karşı takındıkları tavrın gerçek çehresi işte budur. Mal onların ruhlarıdır, canlarıdır ve mal sevgisi bütün benliklerini sarmış ve kaplamıştır. İşte Kur’ân-ı Kerim de yukarıdaki âyetlerle onların bu bozuk karakterlerinin tahlillerini yapmaktadır. Değil insanlara karşı, -hâşâ- Allah’a karşı bile onlar hep bir pazarlık peşindedirler.
Servet böylesine esas hâline gelince, durum elbette böyle olacak; onu geliştirmek ve nemalandırmak için her yerde pazar aranacak veya her yer pazar yapılmaya çalışılacaktır. Zira o sistemi başka türlü ayakta tutmak imkânsızdır. Bunun için de ihtikâra başvurulacak ve tefecilik de teşkilatlandırılmış bir güç hâline getirilecektir.
Batının bugün yaptığı da bundan başka bir şey değildir. Piyasadaki mal çekiliyor, sun’î krizler meydana getiriliyor ve insan döviz darboğazına sokuluyor. Sonra da orta ölçekteki devlet ve milletlere ait ne kadar gelir kaynağı varsa, ya kendi lehlerinde çalıştırmaya ya da baltalayıp yıkmaya çalışıyorlar.
Dipnotlar
- 48 Fecr sûresi, 98/15-20.