Büyük ölçüde Batı, insaftan, insanlıktan ve mürüvvetten nasip alamamıştır. Eğer aksi doğru olsaydı asırlarca kendilerine hep insanca davranmış olan Osmanlı’ya karşı sergiledikleri tavrı sergilemezlerdi. Zira Müslüman Türk tarafından onlara, hem de tarihin hiçbir devrinde zulüm ve tahakküm yapılmamıştı.
Hatta kendi aralarında meydana gelmiş husumet ve düşmanlığı Türkler, birer âdil hâkim sıfatıyla düzeltmiş ve yapılmak istenen zulümlere bir makas gibi kollarını açmış ve engellemişlerdir. Demek ki iyiliğimiz onları nankör ve hain yapacak kadar çok olmuş ki şimdi bize bu iyiliklerin faturasını ödettiriyorlar…
f. … Ve Denge
Yakın bir döneme kadar iktisadî güç bir ölçüde bizim elimizdeydi. Ama biz Batılıların zayıf oldukları anları birer fırsat bilip sömürmeye kalkışmadık. Bizim lügatimizde, ihtikâra, karaborsaya, faizciliğe, tefeciliğe ve çeşitli spekülatif yollara tevessül etme yoktu. Borç veriyorduk, verdiğimiz kadar alıyorduk. Hatta durumları sıkışık olanlara müddet tanıyor, bazen de alacaklarımızın üzerine bir çizgi çiziyorduk.
Çünkü Kur’ân bize bu ahlâkı öğütlüyordu. Hadisler bize, borçluya müsamahayı talim ediyordu. Biz de Kur’ân’ın gösterdiği ve hadislerin işaret buyurduğu bu nurlu ve kutlu yoldan yürümeyi kendimize şiar edinmiştik.
Bizdeki ahlâk bugün de değişmemiştir ve değişmeyecektir. Fakat kapımıza kadar gelen bu korkunç tehlikenin de farkındayız. İnsanımız istismar edilmekte ve bu zalim ahtapotun kolları arasında inim inim inlemektedir.
Sa’y ve gayret unutulmuş, insanlar hiç yorulmadan, hiç ter dökmeden bir başkasının sırtından geçinmeyi mârifet ve akıllılık kabul eder olmuş. Bu gidişi durduracak, hiç şüphesiz İslâm ahlâkı ve İslâm ruhunun hayata tatbik edilmesidir.