İçeriğe geç

Hizmet insanı, gönül verdiği dava uğrunda bütün zorlukları aşıp gitmeye azimli ve kararlı… Varıp hedefine ulaştığında da her şeyi sahibine verecek kadar olgun ve Yüce Yaratıcı’ya karşı edepli ve saygılı…

Muvaffakiyetlerinden ötürü alkışlayacağı kimseleri putlaştırmayacak kadar Rabbin iradesine inanmış ve dengeli…

Hizmet adına her ses ve soluğu zikir ve tesbih… Ortada kalmış herhangi bir iş için herkesten evvel mesul ve vazifeli… Hakkı tutup kaldırmada, yardıma koşan herkese karşı da hürmetkâr ve insaflı…

Müesseseleri yıkılıp planları bozulduğu, birliği dağılıp kuvvetleri tarumar olduğunda fevkalâde inançlı ve ümitli… Yeniden kanatlanıp zirvelerde pervaz ettiği zaman da mütevazi ve müsamahalı…

Bu yolun sarp ve yokuş olduğunu baştan kabul edecek kadar rasyonel ve basiretli… Önünü kesen cehennemden çukurlar dahi olsa, geçilebileceğine inanmış ve yüksek himmetli…

Uğruna baş koyduğu davanın kara sevdalısı olarak, canı-cânânı feda edecek kadar vefalı ve geçtiği bu şeylerin bütününü bir daha hatırına getirmeyecek kadar da hasbî olmalıdır.

Onun nazarında gerçek hürriyet, Hakk’a esarettedir. Bu itibarla, Hak uğrunda nefsine çektirecekleri her şeyi bir ibadet neşvesi içinde yapar ve bundan da sonsuz bir zevk duyar. Böyle yapar, zira o, beşerî istek ve arzularını bütün bütün aşmış ve gönülde varlığa ermiş birisidir.

O, hüsnüzannın verdiği makamlara bel bağlamayacak kadar nefsiyle hesaplaşma içinde ve kendini müdriktir.

Ne başardığı işlerin azameti ne de çevrenin onda görüp saygı duyduğu yüce mertebeler asla onu şımartmaz.

O, kudsî vazifeyi üzerine aldığı ilk günde nasıl bir tevazu ve mahviyet içinde ise, her bucakta dalgalanan bir bayrak hâline geldiği gün de aynı asalet ve soyluluğu gösterir.

155