Haccac’a Hz. Ömer’in adaletinden bahseden zata onun verdiği mânidar cevap da, esasen meselemizi izah etmesi bakımından oldukça mühimdir: “Siz Ömer zamanındaki insanlar olsaydınız, hiç şüphesiz ben de Ömer olurdum…”
Üçüncü olarak, her insan suçu, kusuru kendinde aramalıdır. Herkes kendinin avukatı olduğu ve suçu hep dışarıda aradığı müddetçe, asla mesafe almak mümkün değildir. İnsanlar, ister müspet isterse menfî mânâda kendilerini değiştirmedikçe, Cenâb-ı Hak da onları değiştirmez. Eğer içte bir bozulma olursa, bu mutlaka dışa da yansır. İç istikameti için de aynı şeyleri söylemek mümkündür.
Bu itibarla, “İdare edilenlerin durumları idare edenlerin durumlarına, sebep-netice münasebeti içinde müessirdir.” dense mübalağa edilmiş sayılmaz.
Bu ve benzeri daha birçok hakikati ihtiva eden bu tek cümlelik kısa söz, kim bilir daha ne gerçekleri işaretlemektedir. İçtimaî yapılanmayı bu kadar veciz izah ve ifade eden ve aynı zamanda iyi ve güzel bir yapılanmaya yol gösteren, başka bir söz bulmak mümkün olmasa gerektir.
Fetanet-i âzam sahibi Hz. Muhammed’dir ki (sallallâhu aleyhi ve sellem), ancak böyle bir söz söyleyebilir. Aslında onun her sözü bu derinliktedir denebilir.
Biz, ast ve üstüyle, idare eden ve edileniyle, Allah’ın hüküm ve fermanına bağlı içtimaî yapıya sahip bir toplumuz. Hükmü Allah verir. Mülk O’nundur. Hakkımızda yegâne tasarruf sahibi de O’dur. Düşüncemiz O’nunla biçimlenir, kalbimiz O’nunla durulur ve biz bedenimizle, ruhumuzla, hissiyatımızla, kalbimizle hatta her şeyimizle O’na teslim oluruz. Mülk O’nun olduğu gibi, hamd de O’na mahsustur.