İşte biz, hem teb’a (yönetilen) hem de râî (yöneten) olarak aramızdaki münasebetleri bu hesaba göre tesis etmeye çalışırız. Binaenaleyh, bizde yukarıdan aşağıya, asla zulüm ve tecavüz bahis mevzuu olamaz. Zira ferdin ferde tecavüzü, doğrudan doğruya Allah hukukuna tecavüz sayılır. Onun içindir ki Kur’ân şöyle ferman eder:
“Bir kimse herhangi bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir insanı öldürürse, o, bütün insanları öldürmüş gibidir.”3
Bundan, küçük-büyük ilâhî hukuka riayet edilmediği zaman, topyekün kâinata karşı ilan-ı harp edildiği mânâsı çıkarılabilir. İster teb’a ister idare eden olsun, insan insandır ve insan Allah tarafından bizzat tekrim ve teşrif edilmiş bir varlıktır.
Öyle ise, insana, evvelâ onun Cenâb-ı Hak katındaki değer ve kıymeti açısından bakmak lâzımdır. Bu insan kâfir, facir, cani; bu insan fakir, miskin ve zelil olabilir. Fakat o, bir insandır ve bu yönüyle de değerler üstü değere sahiptir.
İşte bir örnek:
Örnek kahramanı Hz. Ali… Bir halife… Allah Resûlü’nün hem amcası oğlu hem de damadı… Efendimiz’in “Benden bir parçadır.”4 dediği, Cennet kadınlarının seyyidesi Hz. Fatıma’nın eşi ve peygamber torunlarının babası. Şahsî fazilet itibarıyla bütün evliyâ, asfiyâ ve aktâbın da sertâcı…
İşte bu Ali, kendini hançerleyen İbn Mülcem derdest edilip huzuruna getirilince yanındakilere şu emri verir:
“Ben ölünceye kadar ona ilişmeyin. Benim yediğimden yedirip, giydiğimden giydirin. Ben nasıl bir yerde yatıyorsam, onu da öyle bir yerde yatırın. Eğer ben bu yara sebebiyle ölürsem, o zaman ona kısası tatbik edin. Fakat zinhar ayrıca zulmetmeyin…”5
Bir ikinci misal:
Dipnotlar
- 3 Mâide sûresi, 5/32.
- 4 Buhârî, fedâilü’l-ashab 12; Müslim, fedâilü’s-sahabe 93-94.
- 5 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 3/615.