Hz. Osman (radıyallâhu anh), o gün çok zengindi. Suriye ve Medine arasında ticaret için büyük kervanlar teşkil ediyor ve ticaret yapıyordu. O da bu davete, taşımakta zorluk çektiği kucak dolusu altınla icabet etmiş ve bunları Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek eteğine boşaltıvermişti. Bu civanmertlik karşısında Allah Resûlü, o dolu dolu duygularıyla: “Vallahi, Osman’a bundan sonra yaptığı kötülükler zarar vermez!”19 buyurmuşlardı. Bu müjdeli beyan, -muhalfarz- Hz. Osman (radıyallâhu anh) günah işlese bile, Allah (celle celâluhu), o gün gösterdiği bu cömertlikten dolayı artık onu muaheze etmeyecek demekti.
Evet, servet, yerinde kullanmak için kazanılmalıdır ve o, insanı fazilete erdiren bir vasıta olmalıdır. Aksine eğer servet, insanı fazilete götürmüyor, hatta aksine, fazilete giden yolları tıkıyorsa, mü’min onu bir afet ve bir belâ görmelidir. Nitekim Abdurrahman b. Avf da (radıyallâhu anh) kendisini Cennet’e koşarak gitmekten mahrum edeceğini duyduğunda neredeyse servetinin bütününü infak etmişti.20
Servetin bu türlü fazilete medar ve vesile olması ayn-ı fazilettir. Ne var ki, servet, faziletin ne remzi ne işareti ne de onun esasıdır. Çünkü fazilet, ancak kulun, yüksek insanî değerlerle Allah’a yaklaşmasına bakan ledünnî yanıdır.
e. Fazilet Bahçesinin Gülleri
Tüketimde faziletin ne demek olduğunu ve faziletin nerede, ne zaman ve ne ifade ettiğini anlamak için şu hâdise üzerinde biraz düşünmemiz yeter zannediyorum:
Dipnotlar
- 19 Tirmizî, menâkıb 18; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/63.
- 20 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/115; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 1/129.