İçeriğe geç

Yani, “Yâ Rabbi, baştakilere ve şu tiranlara itaat ettik, inkiyatta bulunduk. Nasılsa zimamı bir kez onlara kaptırdık ve bizi istedikleri tarafa alıp götürdüler. Onlar kendilerince bir hayat düzeni kurdular. Biz de pervaneler gibi gidip kendimizi o ateşe attık. Habîb’in arkamızdan tutup âvâz âvâz bağırdı ve ‘Ben eteğinizden tutup çekiyorum. Siz ille de ateşin içine gireceğiz diye inat ediyorsunuz!’45 dedi. Biz ise büyük tanıyıp, büyük bildiklerimize uyduk ve onların arkasından gittik. Meğer onların kendileri sapıkmış; bizi de alıp arkadan sapıklığa götürüverdiler. Yani kendileri de dalâlete gitti. Başkalarını da arkalarından alıp götürdüler. Yâ Rabbi! Bunlara azabın iki katını ver!” diyecekler.

Diyecekler ama, denecek şeyin burada denmesi lâzım gelirdi. Ne var ki, onlar bunu ancak “Sırların açığa çıktığı gün”46 söyleyebildiler. Kitaplar, hayrıyla şerriyle karşılarına çıktığı zaman anlayabildiler. Ve, “Bunlara öyle büyük, öyle korkunç bir lânet et, onları o denli rahmetinden uzak tut ki artık hiçbir hayırdan nasip alamasınlar.”47 dediler.

Evet, işte böyle sâdât ve küberâ (toplumun ileri gelenleri), cahil ve körü körüne itaatkâr olan uydularını arkalarına alıp Cehennem’in gayyalarına yuvarlanacaklardır. Keşke Cehennem’e yuvarlanan sadece kendileri olsaydı!. Mukallitlerini de alıp felâkete sürükleyecek ve herkesin canını yakacaklardır. Kendilerinin varacağı yer zaten gayyadır. Ne var ki onlarla beraber bir sürü mantıksız ve muhakemesiz de aynı akıbete maruz kalacaktır.

h. Mütrefînin Akıbeti

Mütrefînin akıbetini Kur’ân şöyle ifade eder:

345