Bu, içtimaî yapıdaki dengenin bir tarafıdır. Diğer tarafında ise, saçıp savurma ile alâkalı hususlar vardır. Müslüman şahsî hayatı adına da israfa girmez ve kendi malı da olsa onu saçıp savuramaz. Zira israf yapanlar, lüksü esas alıp yürüyenler, “Dem bu demdir!” deyip bohemce yaşayanlar Kur’ân’da “şeytanın kardeşleri” olarak tavsif edilmiştir. “Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.”26
Evet, Rabbimiz’e karşı nankör olmak istemiyorsak bu muvazeneye riayet etme mecburiyetindeyiz. Nedir muvazene? Nefis adına israf ve tebzîrden sakınmak, nefsi en az şeyle geçinmeye ikna edebilmek ve bu az şeyle dünya hayatını yaşayıp bitirmeye çalışmak; fakat başkaları adına ve bilhassa muhtaçlara olabildiğine cömert davranmak ve verdikçe vermektir.
b. Mütrefîn Topluluğu
Allah (celle celâluhu) bir âyette şöyle buyurur: “Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver! Elindekileri saçıp savurma. Zira saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.”27
Burada iki ayrı tablo ile karşılaşıyoruz:
Birincisi: Semahat ve civanmertliktir ki, mü’mindeki iyilik etme şuurunun esas ve kaynağını teşkil etmektedir. Evet, mü’min, bir ihsan ve i’tâ (verme) insanıdır. Öyle ki, eğer bize düşman olanlar bu yönümüzle bizi bilebilselerdi, onlar da yaptığımız işlerde bize destek olur, hatta aynı şeyleri yapar ve ihsan şuuruyla sınıflar arası uçurumu kaparlardı.
Ama bizi bilemedi, duygularımıza inemedi ve o inceliği kavrayamadı; dolayısıyla da önemli bir hakikati keşfedemediler. Bilebilselerdi, derdin dermanı çok basitti. O zaman ne kapı kapı dolaşmaya, dilencilik yapmaya ne de şuna-buna el açmaya ihtiyaç olacaktı. Evet, 70’li yıllarda olduğu gibi, korkunç grevler olmayacak ve milletin can damarı fabrikalar kapanmayacaktı. Sokaklarda kan akmayacak ve duvarlarımız başkalarına ait sloganlarla kirlenmeyecekti.28
Dipnotlar
- 26 İsrâ sûresi, 17/27.
- 27 İsrâ sûresi, 17/26-27.
- 28 1980 öncesi olayların en hızlı geliştiği bir dönemde söylenmişti.