İçeriğe geç

Marks’a göre düşünce, insanla kullandığı üretim vasıtaları arasındaki münasebetin beyinde meydana getirdiği maddî oluşumlardır. Bu sebeple, doğru bilgi ve gerçek düşünce, ancak komünist toplumda, insan ve üretim vasıtaları münasebetinin komünizme göre şekillendiği bir ortamda gerçekleşebilir. Dolayısıyla, bu sistem kuruluncaya kadar geçen tarihî süre içinde ortaya atılan bütün düşünceler, sistemler, değerler, hukuk ve davranış kaidelerinin hepsi yanlıştır.

İşte size büyük bir çelişki. Bu durumda, bizzat Marks’a göre, komünizm de tamamen yanlışlar mecmuası olmak gerektir. Çünkü Marks, komünizmi 19. asır Almanyasında, kapitalist bir sistem ve kapitalizme göre düzenlenmiş insan-üretim vasıtaları münasebetleri çerçevesinde şekillendirmiştir. O hâlde, komünizm de hiçbir zaman hiçbir yanıyla doğru olmamalıdır…

Aslında, beşer tabiatına ters olmasının yanı sıra, oturduğu temeller açısından da yanlışlar mecmuası olan komünizm, uzun ömürlü olamazdı ve olamadı da. Fikir planında çok çabuk yıkıldığı gibi, sistem planında da çoktan yıkılıp gitmiştir.

Komünizm, her türlü iddiasına rağmen, beşere sefalet ve gözyaşından başka bir şey getirmediği gibi, sürekli revizyona uğrayarak, kendi prensiplerinden de tavizler vermek zorunda kalmıştır.

Meselâ, İkinci Dünya Harbi yıllarında Stalin gibi bir komünist lider, dine revaç verme, Hitler karşısında dine ve dinî değerlere müracaat etme mecburiyetini duymuştur. Çünkü din, en tabiî, en fıtrî bir gerçektir ve Allah (celle celâluhu), varlığı konusunda delil gerekmeyecek ölçüde vâzıhtır.

Allah’ın varlığı gerçeğinden daha açık, daha net ikinci bir gerçek yoktur. Allah’ı inkâr, esasen kâinatı, kendimizi ve varlık âlemini görmezden gelmek demektir ve insanın kendi kendisini kandırmasından başka bir şey değildir. Bundandır ki, her türlü aksi gayrete rağmen, Rusya’da din de, dinî hayat da tamamen ortadan kaldırılamamıştır.

168