İhtimal, 7-8 asır İslâm’ın üzerine gelen Batı, belki İslâm’ın diriltici nefesiyle dirilmeyi hak etmemişti de Allah Batıya böyle bir dirilişi o an için nasip kılmamıştı. Kim bilir belki de bu diriliş şimdilerde gerçekleşir…
Yeniden konuya dönelim; kapitalizm, ferdi ilâhlaştırıyor; kazanmayı, mülk ve serveti mâbud ve tapınılacak nesneler hâline getiriyor ve insanlığı lüks, sefahat ve israf bataklığına itiyordu. Onun sayesinde fakir iyice fakirleşiyor, zengin de korkunç denecek derecede zenginleşiyordu. Servet belli ellerde toplanıyor ve büyük çoğunluk, bu tekelci sınıfın gizli tahakküm ve sultasının kölesi hâline geliyordu.
Üretimin çok büyük bölümü kapitalistin cebine girerken, işçi ne öldürür ne oldurur bir ücretle geçinmek zorunda bırakılıyor ve servet düşmanlığı ile âdeta hezeyan yaşıyordu. O, boğulmak üzere bulunduğu bu kapkara kapitalizm atmosferinde kendine uzanan yılan da olsa ona sarılacaktı ve nitekim sarıldı da…
İşte komünizm, böyle bir fırsatı değerlendirerek, kendini tarihin tabiî akışının vazgeçilmez bir neticesi gibi sundu. Zira sosyal hâdiselere, tarihî akışa, ilmî ve teknolojik gelişmelere, o dar zihinlerinde yorum getirmekten başka bir anlayışa çoktan zemin hazırlamış bulunuyorlardı.
İşte komünizm, gelip böyle bir hazır zemine kondu ve bütün varlığı ve kendini, insanî iradenin dışında cebrî determinizmin tabiî bir neticesi saydı ve kapitalizmin kaçınılmaz olarak kendisini doğuracağını ileri sürdü. Tabiî, Batıda ezilen, sömürülen kitleler de böyle bir yalana kandı. O zaman için olmasa bile, 40-50 yıl sonra yeryüzünün büyük bir kısmında insanlık için en büyük gaile olacak korkunç bir nifak sistemi, böylece kapitalizm bataklığında ortaya çıkmış oluyordu.