İçeriğe geç

Evet, Hudeybiye sulhu bu ağır şartlar altında imzalanmıştı. Müslümanların izzet ve şerefleri rencide olmuştu. Fakat Kur’ân-ı Kerim, bu anlaşmanın açık bir fetih olduğunu müjdelemiş ve anlaşmanın neticeleri de bunu ispatlamıştı. Nitekim daha sonra sahabe-i kiram şöyle diyecektir: “Siz Mekke fethini fetih sayarsınız. Biz ise Hudeybiye’yi fetih sayıyoruz.” Çünkü Müslümanlar bu anlaşma sonrasında Arap yarımadasında rahatça dolaşma ve kendilerini anlatma imkânı bulmuşlardı. Kinlerin, nefretlerin, düşmanlıkların durulduğu bu süre içerisinde birçokları İslâm’ı daha yakından tanımış ve Müslüman olmuştu. Halid İbn Velid ve Amr İbn Âs gibi gelecekte İslâm’ı bayraklaştıracak askerî ve siyasi dâhiler bu süreçte daireye girmişler, Kur’ân’ın ifadesiyle insanlar fevç fevç İslâm’a girmeye başlamışlardı.37

Bu pratikten hareketle şunu diyebiliriz: Günümüz Müslümanları da ülke içinde ve dışında böyle bir sulh atmosferi oluşturmak istiyorlarsa, büyük fedakârlıklara katlanmasını bilmelidirler. Şayet kendilerine ters gelen bir kısım nahoş durumlara katlanamaz, sürekli onur ve gururlarını ön plânda tutarlarsa, sulh vasıtasıyla elde edilecek büyük hayırlardan mahrum kalırlar.

Günümüz dünyasının şartlarına bakılacak olursa insanlığın, böyle bir anlaşma ve uzlaşmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacının olduğu görülecektir. Zira kangren olmuş pek çok problemin çözülmesi, ülkelerin parçalanmaktan kurtulması, güzergâh emniyetinin sağlanması buna bağlıdır. Bu açıdan Hudeybiye sulhundaki mantık ve muhakemenin çok iyi anlaşılmasına ve tatbik edilmesine ihtiyaç vardır.

52