Hâlbuki iman ve Kur’ân’a gönül veren, günde beş defa huzur-u Kibriya’da iki büklüm olan ehl-i imana düşen vazife, kırıcı, incitici hâl ve tavırlar karşısında bile kırılıp darılmamaktır. Hatta onlar, kötü davranışlar ortaya koyan kimseleri suçlamak ve onlar hakkında suizanna girmek yerine, Allah’a yönelip şöyle demelidirler: “Allah’ım, muhtemelen bizim salaha mazhar olamayışımızdan dolayı bunlara maruz kalıyoruz. Sen bizi de onları da ıslah eyle!” Zira bu ölçüde ince, nazik ve civanmert olmayan ve meselelere bu açıdan yaklaşamayanların, dış dünyada yaşanan problemleri çözebilmeleri mümkün değildir.
Kimseye karşı kırılmama ve gücenmeme konusunda çok kararlı olmalı. Eğer kırılma ve darılmalar bizi meşgul ederse, kırılmaya darılmaya tahammülü olmayan işler yolda kalır. Bırakın maruz kalınan bir kısım nahoş muameleler karşısında kırılmayı, eğer insanlığa hizmete kendimizi adadıysak başımızı başkalarının ayakları altına koymaya, icap ederse bu uğurda ölmeye hazır olmak lazım. Seyyid Nigari’nin ifadesiyle söyleyecek olursak;
Zannediyorum iki büklüm olmuş insanlığın belini doğrultmasına vesile olacak düşünce budur. Bu düşünceyi taşıyan nesillerdir ki toplum çapındaki kırılma ve çatlamaları tamir edebilecek, insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasına vesile olacaktır. Yoksa şundan alınan, buna kırılan ve kırılmalarla toplumu da kırıp geçiren insanların insanlığa vaat edeceği hiçbir şey yoktur.