Ancak ruhta, gönülde, histe, duyguda ve düşüncede diri olan insanlardır ki toplumda birlik ruhu ve uzlaşı kültürü oluşturmaya muvaffak olacaklardır. Kalbî ve ruhî hayatları itibarıyla diri olmayanların, maddî ve toplumsal açıdan bir diriliş hâsıl etmeleri de çok zordur. Diriler insanlara dirilik aşılar. Mânevî açıdan ciddi bir doygunluğa, dolgunluğa ve itminana ulaşan insanlar açısından çok büyük problemler bile küçüktür. Bunlar, kocaman hendekleri bile küçücük çukurları atlama rahatlığında geçiverirler. Fakat benliğinden sıyrılamamış, cismaniyeti bırakamamış, heva ve hevesin yönlendiriciliğinden kurtulamamış, kısaca kalb ve ruhun hayat derecelerine yelken açamamış birinin insanlığın huzur ve saadeti adına ifade edeceği çok bir şey yoktur.
Günümüzde yaşanan kırılma ve çatlamaların, çatışma ve kavgaların önemli bir sebebi de budur. Yeterince pişmemiş, olgunlaşmamış kimseler, küçücük şeylere karşı bile alınganlık gösteriyor, rahatsız oluyorlar. Hamlıklarını atamadıklarından ötürü, arzu ettikleri bakışı göremediklerinde, bekledikleri tavırlarla karşılaşmadıklarında hemen kırılıyor, inciniyorlar. Birisi onları canlandırmak, ikaz etmek ve harekete geçirmek için iğnenin ucuyla azıcık kendilerine dokunacak olsa, bir mızrak saplanmış gibi tepki veriyorlar.
Bin tane güzel şeyle karşılaşsalar, onların içinden canlarını sıkan bir şeyi bulup çıkarıyor ve geri kalan bütün güzellikleri yokluğa mahkûm ediyorlar. Dinledikleri bir saatlik bir konuşma içerisinde şayet onları rahatsız eden bir iki kelime geçmişse, söylenilen bütün sözleri o bir iki kelimeye mahkûm ediyor ve sanki bütün konuşma bundan ibaretmiş gibi tavır alıyorlar. Bütün bunlar da algılanan her bir şeyin nefis ve benlik laboratuvarında değerlendirildiğini ve dolayısıyla da yanlış sonuçlara ulaşıldığını, bunun akıbeti olarak da yanlış mülâhazalara girildiğini gösteriyor.