İçeriğe geç

Binaenaleyh, bu أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۘ7 Allah’ın (celle celâluhu) ruhla olan, ruha mahsus bir mükâlemesidir. Bunun tesirini ben duyayım, hıfz edeyim şeklinde beklememek lâzımdır. Belki vicdandan bir his şeklinde aksedeceği intizar edilmelidir. Biz vicdanla ve ona gelen ilhamlarda bunu hissedebiliriz.

Bir keresinde bu meselenin izahını yaparken birisi dedi ki: “Ben bunu duymadım.” Ben de “Duydum!” dedim. “Sen duymamışsan başının çaresine bak! Çünkü ben duyduğumuzu çok iyi hatırlıyorum.” Ne ile duyduğum sorulacak olursa; içimdeki ebed arzusuyla, mütenâhî olduğum hâlde nâmütenâhî arzularımla duydum bu sesi.

Evet, esasen ben Allah’ı da hakkıyla bilemem; çünkü sınırlıyım. Sınırsızı nasıl idrak edeyim? İşte sınırsıza karşı içimdeki bu hâhişkârlık ve arzu ile onu duyduğumu anlıyorum. Şu sınırlı âlemde benim gibi bir böcek, sınırlı âleminde, sınırlı hayatını yaşayıp ölmesi gerekirken ve onun düşünce sahasına giren şeyler de böyle sınırlı şeylerden ibaret olması gerekirken, ben sınırsızlık içinde nâmütenâhîyi düşünüyorum. İçimde ebed arzusu var; ruhumda Cennet ve Cemâlullah arzusunu taşıyorum. Bütün dünya benim olsa, gamım gitmiyor. İçimde bu hâl var ki, bundan dolayı ben “Onu duydum.” diyorum.

Vicdan dediğimiz şey her ne ise, kendisine ait fakülteleriyle, bölümleriyle daima Allah’ı terennüm eder ve o hiç yalan söylemez. Ona arzu ettiği, talep ettiği şeyi verdiğiniz zaman, onu huzura kavuşturmuş olursunuz. Onun için latîfe-i Rabbaniye olan kalbin ancak, vicdanın bu huzuru ile huzura kavuşacağına işareten Kur’ân-ı Kerim:

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۘ أَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۘ

“Dikkat edin! Kalbler, ancak Allah’ı zikir ve O’nu duyuşla mutmain olur, oturaklaşır ve huzura kavuşur.”8 buyuruyor.

125