Ayrıca, ruhların kabziyle vazifeli meleğin vazifesinin şümulüne temas edildiği yerde de belirtildiği gibi, ruhları kabzetme vazifesiyle mükellef o kadar çok melek vardır ki; bir anda binlerce afetin kol gezdiği her yerde, sahibinin irade ve takdiri altında, her vefat edenle bir değil birkaç melek görüşebilir ve ellerindeki kitaplara göre, değişik takdirlerle kurbanlarını istikbal edebilirler.
Bu türlü afetler, çok ciddî tetkiklere tâbi tutulduğu zaman, gerçekten, hem bir ilk takdiri, hem de ölenlerin ecellerinin birden geldiğini görmemek mümkün değildir. Bu husustaki enteresan ve harika hâdiselerin bütününü tespit etmek için ciltler lâzımdır. Üstelik yazılanlar da ciltleri aşacak kadar çoktur. Gün geçmiyor ki, kitaplara mevzu olacak, böyle fevkalâde hâdiselerden birkaçını matbuatta görmüş olmayalım.
Meselâ, şehirlerin altını üstüne getiren korkunç bir zelzelede, binlerce insan bütün gayretlere rağmen kurtarılamamalarına mukabil, zelzeleden günlerce sonra, kendilerini korumaktan âciz yüzlerce çocuğun, hiçbir zarar ve ziyana uğramadan toprağın altında istirahat ederken bulunmaları.. hem kanala yuvarlanan bir römork içindeki bütün işçilerin boğulmalarına karşılık, çok ötelerde hiçbir arızaya uğramadan, suyun üzerinde yüzüp duran kundakta bir çocuğun bulunması.. hem bir uçak kazasında, en mahir ve tecrübeli kimselerin kaçamayıp cayır cayır yanmalarının yanında, uçağın düşmesiyle iki yüz metre öteye fırlayan mini mini bir yavrunun hiç arıza almadan kurtulması… gibi yüzlerce hâdise ispat etmektedir ki; hayat da ölüm de, kendi kendine olmayıp, aksine, bilen, gören ve idare eden birinin tedbiriyle meydana gelmektedir.