Bu, yukarıdan inme ve hâkim kanunları insan topluluklarına tatbik etmek isteyen içtimaiyatçılar bile çıktı. Böyle koyu bir kadercilik, daha doğrusu aşırı Cebriyecilik her zaman tenkide açık olsa da, böyle bir tespit âlemşümul bir âhenk ve bu âhengin dayandığı ezelî programı itiraf bakımından, oldukça mânidardır.
Aslında inanç ve itikada müteallik bir hakikat, kendi kendine vardır ve haricî desteklere, tasdiklere dayanma ihtiyacından da çok muallâ ve müberrâdır. Ne var ki, bakışları çeşitli haricîliklerle bulanmış, kalbi bunlara ait hezeyanlarla yerinden oynamış tali’siz neslimize “Yerine dön!” çağrısında bulunurken, onu baştan çıkaranların tenakuzlarına, işaret yoluyla dahi olsa temas etme faydalı olacağı kanaatindeyiz. Ve işte bunun için sözü uzattık ve sadet harici beyanlarda bulunduk. Yoksa bütün kâinatın fevkalâde bir tenasüp ve uyumluluk içinde işlemesi, atomlardan, galaksilere kadar her şeyin göz doldurucu bir nizam ve âhenkle hareketi, bütün eşyayı sımsıkı birbirine bağlayan bir tayin ve takdire ve bir hâkimiyet ve cebre delâlet etmektedir. Kuruldu kurulalı bütün dünyalar, bu mutlak hâkimiyete boyun eğmiş, O’nun iradesine ram ve O’na inkıyat üzere, hâlden hâle dönerek devam edip durmaktadır.