Daha önce de kısmen arz edildiği gibi, bir kısmı “zerrât âleminde daha atomlar hâlindeyken, ileride terkip hâline gelecek bu zerrelerden, ruhları ile beraber söz alınmıştır.” demektedir. Bazı tefsirciler de, “Bu, çocuğun anne karnına düştüğü zaman alınmış bir sözdür.” derler. Bir hadis-i şerifin de teyidine dayanarak, bazı mudakkik müfessirler de derler ki, “Hayat nefhedildiği anda o insandan alınmış bir sözdür.”4 kanaatini izhar ederler.
Esas itibarıyla Cenâb-ı Hakk’ın varlıklarla konuşması çeşit çeşit ve değişiktir. Biz burada, belli bir şekil, belli bir stilde konuşuyoruz. Ama bundan başka bizim iç dış duygularımız, zâhir ve bâtınımız, kafa ve ruhumuz, nefsî ve lafzî konuşma tarzlarımız vardır… Zaman zaman bu dilleri de kullanır ve onlardan anlayanlara yine onlarla bir şeyler anlatmaya çalışırız.
Kalbin kendine göre bir konuşması vardır ki, kalb konuşur ama bu konuşma duyulmaz. Bize deseler: “Kendi içinizden ne konuştunuz öyle?” Biz de: “Şunu şunu dedik.” diye anlatır ve bu husustaki kelimeleri de sırayla diziveririz. Bu, nefsî bir konuşmadır.
Bazen olur ki, rüyalarımızda bir şeyler konuşuruz. Başkalarından da bir şeyler duyarız. Ama yanımızda bulunan hiç kimse bunu duymamıştır. Sonra da kalkar, kelimesi kelimesine, konuştuğumuz ve duyduğumuz şeyleri başkalarına naklederiz. Bu da değişik stilde bir konuşma şeklidir.
Dipnotlar
- 4 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili 4/2331.