c. Bu türlü bir ikrar isteği ve şehadette bulunma sözleşmesi insanın kendini duyması ve kendinin, kendinden başka bir şey olmadığını anlamasından ibaret, bir nefis mârifeti, bir “Nefsini bilen Rabbini bilir.”2 hakikatini temsil; bir mahiyet âyinesini seyre koyulma ve bu yolla şuuruna akseden rengârenk hakikatlerin petekleşmesine şahit olma ve bu şehadeti ilân etmektir. Ne var ki, bu icap ve kabul, bu duyma ve uyanma, çok açık ve hemen sezilecek gibi de değildir. Belki, çok ikaz ve tembihlerle duyulup hissedilebilecek şeylerdendir ki; irşadın ehemmiyeti de, bu noktadan ileri gelmektedir.
İnsana emanet edilen nefis veya benlik (ego), Yaratıcı’nın yüce varlığını bilmek ve itiraf etmek için ona verilmiştir. Zaten onun varlığının gayesi de bu bilme ve itiraftan ibarettir. Binaenaleyh, insan, varlığıyla O’nun varlığını, sıfatlarıyla O’nun servet ve gınasını, aczi ve fakrıyla O’nun iktidar ve ihsanlarını gösterir. Bu bir ilk mevhibe ve ihsandır. Bu ilk ihsana terettüp eden idrak ve irfan ise, her varlıkta O’nun varlığını; her ziyada O’nun nurunu hissettiği yüce Yaratıcı’yı, ilan ve itiraftır. Bu ise “elestü” ve “belâ” mukavelesi demektir.
Bu mukavele, kudret ve iradenin yazdığı muhteşem kitabın mânâsını anlama ve hâdisat satırlarının esrarını kavrama neticesinde, âdeta bir “icap ve kabul” gibidir.
Dipnotlar
- 2 el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 1/225, 4/399, 5/50; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/343.