İçeriğe geç

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, ne insan ne cin ne de diğer mahlukatın gaybe muttali olması kat’iyen mümkün değildir. Zira bu mesele, mahlukatın idrak ve anlayışının çok çok fevkindedir. Bir kere, insanın ilim ve idrak alanı oldukça sınırlıdır. O, bu sınırlı bilgisiyle âlem-i gaybe ait hususları kavrayamayacağı gibi, böyle bir konuda tahlil ve terkiplerde de bulunamaz. Tabiî bu konuda, Allah’ın insanlar arasından seçerek gaybe muttali kıldıkları müstesnadır.35 Evet, Allah (celle celâluhu) onları seçer ve şu kâinat sarayındaki, ya da o sarayın önemli bir parçası sayılan bu dünya meşherindeki sergileri tarif ve takdime memur eder. Ayrıca onlara, bütün mahlukatı, özellikle de insanları bu sergiyi seyre davet vazifesini verir. Sonra da O büyük zatları sözlerinin dinlenmesi, zihinlerin onlara yönelmesi; insanların onları rehber kabul etmesi için, bu müstesna kametleri bir kısım mucizelerle serfiraz kılarak diğerlerinden ayırır. Cenâb-ı Hakk’ın, çeşitli mucize ve nimetlerle serfiraz kıldığı zatların başında Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelir. Allah O’nu gaybe de muttali kılarak müşarun bilbenan olma seviyesine yükseltmiştir.

Evet, Hz. Muhammed, böyle bir mürşid-i ekmel ve Allah’a davet eden eşsiz bir mübelliğdir. O’nun kalbine vahy-i ilâhî ile dökülen Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan da, içinde birçok gaybî haber bulunan semavî ve mukaddes bir kitaptır. Buradan hareketle diyebiliriz ki, Hz. Muhammed, Kur’ân’ın, Kur’ân da o Mürşid-i Ekmel ve Ekber’in en büyük mucizesidir.

371