Hâsılı, mü’min, daima hakiki namaza muvaffak olma ümidi içinde bulunmalıdır. Bu ümitle hareket ettiği müddetçe, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden, ona hakiki namaz kılma sevabının verileceği ümit edilir. Belki hepimiz, kıldığımız namazlarda hakiki namaza muvaffak olabilmek için ara sıra gayret gösterir, çırpınır dururuz. Yaptığınız bir secdeyi dahi, mahbuba koşar gibi değerlendirir, “Ah, şuna bir muvaffak olabilsem!” deriz. Ama asıl olan, her an Allah’ın azametini bütün parlaklığıyla vicdanımızda duyma, kendi küçüklüğümüzü kendi ruhumuzda sezme ve bu duygular içinde kıyamı, rükûu, sücudu ve celseyi Rabbe sunabilmedir. Zannediyorum ancak böyle eda edilen bir namaz, ruha ve kalbe istikamet kazandıracaktır.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem); إِنَّ الرَّجُلَ لَيَنْصَرِفُ وَمَا كُتِبَ لَهُ إِلَّا عُشْرُ صَلَاتِهِ تُسْعُهَا ثُمْنُهَا سُبْعُهَا سُدْسُهَا خُمْسُهَا رُبْعُهَا ثُلُثُهَا نِصْفُهَا “Kişi vardır, namazını kılar bitirir de, kendisine namaz sevabının onda biri yazılır. Kişi vardır, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri, yarısı yazılır.”266 buyurur. Hâlbuki namaz odur ki hepsi mü’minin lehine yazılır. Bunu da ancak akıl ve şuurla Rabbin huzurunda eda edilen namaz temin eder. Allah (celle celâluhu), bizleri mağfiret ve merhametine mazhar etsin, kendisine karşı bizdeki tazim ve iclal hissini içimizde kabarttıkça kabartsın ve tepeden tırnağa bize hâkim kılsın! Ümitsizliğe düşüp, yeis bataklığında boğulacağımız hengâmda recâ menfez ve kapılarıyla imdadımıza yetişsin. Huzurunda edepsizlik etmemek için de bir lahza bile bizleri edepten mahrum kılmasın.