Namaz, bir erkân-ı imaniye manzûmesidir. O, en başta Allah’la kul arasında bir münasebet tesis eder. Kul, “Allahu ekber” deyip namaza durduğu zaman, âdeta kendisini Allah’tan alıkoyan her şeyi arkaya atar ve nazarını mânevî âlemlerin menfezlerine dikerek oradan gelecek şeylere dikkat eder. Yine o, kat’iyen bilir ki namazda ağzından çıkan ve duygular hâlinde içinde kabaran her şey, kelime-i tayyibe olarak Allah’a yükselme istidat ve kabiliyetindedir. Kur’ân’daki, أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ “Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).”282 âyeti, bu hakikati ifade eder. Bir başka âyette de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ “Güzel ve temiz sözler O’na yükselir. Amel-i salihi, güzel ve makbul işi de Allah yüceltir (Güzel ve makbul işler, güzel sözlerin kıymetini artırır.)”283
Kul, mâsivâya gözünü kapamakla, sadece o âlemin müşahidi hâline gelir ve bu zevkle namazını eda eder… Zevkle eda eder çünkü Cenâb-ı Hakk’ın azameti karşısında kulun kendi küçüklük ve fakirliğini idrak ederek O’nun huşûuyla ürpermesinde ayrı bir zevk vardır.
Yine, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ“Sadece Sana kulluk yapıyor, sadece Senden yardım diliyoruz.” dediği zaman, mâbudiyetini itirafla birlikte O’na yeterince kulluk yapamadığını da itiraf etmiş olur. Bu acz ve fakr içinde O’na sığınır ve sanki şöyle der: “Rabbim! Sana kulluk yapıyorum, boynumda Sana ait tasmalar var, kulağımda Sana ait acz ve fakr küpelerini taşıyorum. Ben bir köleyim ama bu ne şerefli bir kölelik ki Senin kölenim!”