İçeriğe geç

“Gece ve gündüz bir kısım melekler nöbetleşe aranızda bulunurlar. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Sonra sizi geceleyin takip eden melekler (hesabınızı vermek üzere huzur-u ilâhîye) yükselir. Sizi çok iyi bilen Allah, bu meleklere sorar: ‘Kullarımı nasıl bıraktınız?’ Melekler de, ‘Biz onları namaz kılıyorken bıraktık, zaten yanlarına vardığımızda da namaz kılıyorlardı.’ derler.”287

İşte namaz, mânâ ve muhtevası bu kadar ağır, her rüknü semada bir topluluk tarafından yerine getirilen melâike-i kiramın ibadeti, Nebi’ye aracısız verilen bir vazifedir. Diğer bütün ibadetlerde Cibrîl’in tavassutu söz konusudur; ama namaz öyle değildir. O, Cenâb-ı Hakk’ın Miraç’ta Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasıtasız olarak takdim ettiği bir hediyedir. Bu yüzden o, sıdk ile eda edildiği zaman –Efendimiz’in ifadesiyle– insana elli vaktin sevabını kazandırır.288

Yine o, insanı, bütün küçüklüğüne, eksikliğine ve esfel-i sâfilîne düşmeye müheyya olmasına rağmen, bir anda Allah’ın (celle celâluhu) huzuruna taşır ve O’nunla muhatap kılar. Tabir caiz ise kul, namazda Allah ile bir pazarlığa girişir; bazen o konuşur, bazen Rab konuşur, bazen de melekler bu işe iştirak eder. Kul, namaza gelirken sanki, “Ey beni yaratan! Küçüklüğüme rağmen huzuruna alan, bana hitap etme imkânını veren ve kendisi hitap etmek suretiyle beni tekrim ve teşrif eden Rabbim! Sana karşı içim saygı dolu olarak bir şey yapmak istiyorum. Bana vermiş olduğun bunca ihsanının şükrünü ne ile ödeyebilirim, içimde bunca nimete tercüman olabilecek bir şey bulamıyorum. Bana bir dil ver, bir soluk lütfet de Seni tazim ve tekrim edip Sana karşı şükrümü eda edeyim! Tıpkı Senin Kendini tazim ve tekrim ettiğin gibi.” der.

294