İçeriğe geç

Mesela inat duygusu, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etme ve rahmetle rezonans olma suretiyle insanı a’lâ-yı illiyyîne çıkartabilir. Zira bu duygu, insanın hakta sebat etmesini temin eder. Kendisine gelip çarpan küfür dalgaları karşısında dişini sıkar ve, “Ben hayatımda bir kere Rabbime döndüm. Ölüm gelip çatıncaya kadar başka bir yere dönmem bahis mevzuu olamaz.” der ve direnir, وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ “Yakin (ölüm) gelip çatacağı âna kadar Rabbine ibadet et.”271 ferman-ı Sübhânisi doğrultusunda hareket eder. Böylece inat, yüce bir haslet hâline gelir ve insanın evc-i kemalâta (olgunluğun en üst noktası) yükselmesine vesile olur.

Hırs da böyledir. İnsan, uhrevî güzellikleri ancak hırs sayesinde elde eder. Haddizatında bu duygu, onun, yüce insanlara has keyfiyetleri kazanması, Rabbine kullukta alabildiğine derinleşmesi hatta onda hiç doyma bilmemesi, “Rabbim! Sana ibadet ne kadar tatlı, daha yükseğine beni ulaştır.” demesi ve neticede de Cennet’teki derecesini artırması için fıtratına dercedilmiştir. İnsan, Allah’la irtibatı kopuk olarak yaşarsa bu defa hırs, insanı Rabbisinden uzaklaştıracak olan dünyaya ve onun cazibedâr güzelliklerine sarfedilir ki bu, onun suistimal edilmesi demektir. İnsan, bu bataklık içinden bir daha da çıkamaz.

280