İçeriğe geç

Hâsılı, kendi kalbinin tik tak’ıyla birlikte bütün sistemlerin dehşet verici görüntüleriyle “Allah, Allah” dediğini duyacak, bu sistemler arasında seyahat eden bir mekik gibi gelip-giderken, aynı zamanda bir mârifet peteği meydana gelecek ve içinde bir iclal ve tazim hissi hâsıl olacaktır. Sonra da o koskocaman kevn ü mekânı idare eden Zât’ı “Allahu ekber” sözüyle tazim edecek; “Allahu ekber” deyip rükûa gidecek; “Allahu ekber” deyip secdeye kapanacak: “Allahu ekber” deyip celseye geleceksin…

Evet, Allah (celle celâluhu) çok büyüktür.. kul, namazda bu sözlerle O’nun azametine tanıklık eder, bu büyüklüğe nigehbân olur. Hatta O’nun bu büyüklüğü, bazen kulun içine dehşet salar, onu kendisinden geçirir ve ne yapacağını bilemez hâle gelir. Fakat bir an kendine geldiğinde de daha namaza başlarken “Rahman” ve “Rahîm” diye tavsif ettiği Cenâb-ı Hakk’ın, rahmet ve merhametiyle kâinattaki her şeyi kuşattığı gibi, kendisini de kuşattığının farkına varır. Öyle ki O’nun sadece kendisine nazar ettiği hissine kapılır; yalnız beni görüyor, beni duyuyor, ses ve soluğumda benim heyecanlarıma tercüman oluyor der. Müthiş derecede bir korku ve endişeye düştüğü hengâmda, böyle bir recâ ve ümitle yüz yüze gelmesi onun için bir rahmettir. Kul, bu mânâları duyduğunda, “Bu bezme ayak basıp Rabbimle hemdem oldum, artık O’ndan gelenlerle mest ve sermestim.” diyecek; ancak kendisi naz makamında olmadığı için, hayâya da dikkat edecektir. Çünkü O, yaratan; kul ise yaratılan ve rahmete muhtaç olandır.

277