Yukarıdan beri arz etmeye çalıştıklarımızla gördük ki, Bedir de diğer zaferlerimiz gibi, Allah yolunda, Allah’a güvenilerek ve şartlarına riayet edilerek, yani sebeplere tutunarak elde edilmiş bir zaferdir. Evet, Allah Resûlü, bütün fiilî duaya ait hususları tamamladıktan sonra, orada da ellerini açmış ve Rabbine dua dua yalvarmıştı. Bu iki dua birleşince de, Cenâb-ı Hak, mü’minlere parlak bir zafer nasip etmişti.
Arîz ve amîk olmasa da, siyer ve meğâzînin bize intikal ettirdiği ölçüde, size Bedr’i intikal ettirmeye çalıştım. O, mükemmel bir askerdi. Bu mükemmel asker bir avuç serdengeçtisiyle, falsosuz, fiyaskosuz, Rabbinin takdir buyurduğu noktaları tutuyor ve biz, O’nun başarılarının alnında hep: “Muhammedün Resûlullah” gerçeğini okuyoruz.. evet, O niçin başarılıdır?
Çünkü Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın (celle celâluhu) Resûlü’dür. O, Cenâb-ı Hakk’ın talimiyle, terbiyesiyle ve Allah’ın iyi bir asker kılmasıyla iyi bir askerdi. Evet O, dersini Allah’tan (celle celâluhu) alıyordu. Çünkü O, bir vazifeliydi. Bu mevzuda O’na bahşedilen en büyük mazhariyetlerden biri, Allah’tan (celle celâluhu) gelen emirleri, bütün incelikleriyle anlayıp değerlendirebilecek olan “Fetanet-i A’zam”dı. Bu, akıllara durgunluk veren akıl; (Cerbeze yapan, kendine göre bir yol tutup giden değil) ilâhî maksatları, Allah’ın (celle celâluhu) emir ve isteklerini arızasız, kusursuz anlayan akıl demekti.