Bu görme, rüyada da olabilir açıktan açığa da; bu da bir tevcih.. ister kelimenin zâhirine göre rüyayı kendi mânâsında, isterse “rü’yet” mânâsında kabul edelim, netice değişmeyecektir. Mühim olan, Allah Resûlü’ne gösterilen o tablonun aynen cereyan etmiş olmasıdır. O tabloda Mekke’nin fethi vardır; ve daha şimdiden hâdiseler, Müslümanları böyle bir zemine doğru çekmektedir.
Hudeybiye anlaşmasından sonra, Kureyş’e bağlı kabilelerle, Müslümanlara taraftar kabileler arasında bir pakt kurulduğunu, yukarıda söylemiştik. Kureyş’e bağlı, Benî Bekr kabilesi, Müslümanlara bağlı Benî Huzâa’ya saldırıp katliamda bulununca, Hudeybiye anlaşması ihlâl edilmiş ve anlaşma maddeleri hükümsüz hâle gelmiş oluyordu. Durumun vehametini anlayan Ebû Süfyan, derhal Medine’ye geldi. Anlaşma maddelerinin aynen geçerliliğini temine çalıştı; fakat onun teklifleri kabul görmedi.144
Artık, ok yaydan çıkmıştı.. ve Allah Resûlü, bir harp hazırlığı içindeydi. Her zaman yaptığı gibi niyet ve gayesini fevkalâde gizli tutuyordu. Bu defa sırrını vezirleri ve hayat arkadaşlarından da gizli tutmuştur. Öyle ki, Hz. Ebû Bekir, bir gün kızı Âişe’nin (radıyallâhu anhâ) evine gidip de, onu yol hazırlığı yaparken bulunca, Resûlullah’ın nereye gitmeyi düşündüğünü sormuş ve Hz. Âişe Validemiz’den (radıyallâhu anhâ): “Vallahi babacığım ben de bilmiyorum!” cevabını almıştı.145