İçeriğe geç

Müslümanlar Mekke’de iken hem kemmiyet hem de teçhizat itibarıyla oldukça zayıftılar. Onun için bu durum, başka dinden olanları pek endişeye sevk etmiyordu. Ama Medine’de Site İslâm Devleti kurulduğunda gayrimüslimlerde istikbale matuf ciddi endişeler meydana gelmişti. Onun için Kur’ân-ı Kerim, burada gayrimüslimleri de nazar-ı itibara almış ve meseleyi iki yönden işlemiştir: Bir taraftan âdeta Müslümanlara; “Sizden olmayan din mensupları karşısında durumunuz çok kritiktir.” diyerek onları ikaz etmiş; diğer taraftan da eski diyanet sahiplerinin Müslümanlara bakış açılarını anlatmıştı. Aslında her iki tarafı idare, Kur’ân-ı Kerim’in irşad mevzuunda o fevkalâde üslubunun ifadesiydi. O, bir taraftan hazımsız erbab-ı diyanetin toplum bünyesinde meydana getirmiş oldukları zararları anlatırken, diğer taraftan da tahrik etmemek ve damarlarına dokundurmamakla, hak ve hakikate uyanmaları adına onlara bir kapı aralıyordu. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, يَا بَنِۤي إِسْرَۤائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِۤي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا بِعَهْدِۤي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ “Ey İsrail’in evlatları! Hatırlayın ve düşünün size ihsan ettiğim nimetimi; hatırlayın da Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, Ben de size karşı ahdimi yerine getireyim.. ve yalnız Ben’den korkun!” (Bakara sûresi, 2/40) gibi âyetleriyle onlara bu tür bir minnette bulunuyordu. İşte bu ve bunun gibi maksatlara binaendir ki, Bakara Sûresi’nde önceki ashab-ı diyanetten uzun boylu ve tafsilatıyla bahsedilmektedir.

40