Kur’ân, öyle ki, sonsuzluk mefhumlarına kadar, uzak geçmiş ile uzak gelecek adına önümüze bir tefekkür, düşünce ve hayalen seyr ü seyahat kapısı açmakta ve ahirete, Cennet’e, Cehennem’e ait tablolar göstermektedir. Efendimiz de, nurlu beyanlarıyla bunu talim etmektedir.
Öte yandan, böyle hassas bir mevzuda neyin nasıl düşünülmesi lâzım geldiğine dair belli sınırlar da tayin edilmiştir. Meselâ, tefekkür deyip, Allah’ın Zât’ı hakkında, ruhun özü ve mahiyetiyle alâkalı ve ebedî âlemlere ait gaybî hâdiselerde eşyayla temasa geçtiğimiz gibi temasla çeşitli tahminler yürütemez ve şahsî yorumlarda bulunamayız. Ancak, aklın cevelangâhı olan dairede, yol gösterici kâmil mürşidlerin ve ışık saçan müstesna eserlerin yardımıyla düşünce fonksiyonlarımızı ayarlayarak, hayali en verimli hâle getirebiliriz.
Diyelim ki, ciddî bir his galeyanı içinde oturmuş, namazı bekliyorsunuz.. bu arada, hayal dünyanızda üç hakikat beliriyor. Namazda meşgul etmemeleri için hafızaya kaydedeyim deyip, iki tanesini “İnşâallah” kodu ile kodluyorsunuz. Namazdan sonra “Bismillah” ile aynı hakikatleri geri istediğinizde, “İnşâallah” ile hafızaya kaydettiğiniz iki tanesini alabiliyor, üçüncüyü alamıyorsunuz. Hafızaya kaydedilecek hayalleri İnşâallah’la kaydetmek elbette çok mühimdir. Ancak hayalleri o konuda münasip hâle getirmek, daha da mühimdir.