İçeriğe geç

Böyle bir tevhid telakkisi, İslâm’a girişin kapısı, onu, ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn mertebesinde duyup zevk etmenin kaynağı, Hakk’ın Kendini, Kendi bildiği gibi –istidatlara göre– bildirmesinin de ilk çağrısıdır. Böyle bir tevhid anlayışıyla İslâm’a girilir; fıtratları yol almaya müsait olanlar onunla yol alır; onunla nazar ve istidlâlî araştırmalarına gerçek derinliğini kazandırır; onunla izafî hakikatlerin perde arkasına muttali olur ve onunla kadim ve hâdis farkının içyüzünü görür; Yaratan ve yaratılan arasındaki en büyük münasebet olan Hâlık-mahlûk münasebetini kavrar, abd ve Mâbud alâkasını anlar.. hatta yine onunla, Rabb’in yaratıklarına karşı mukaddes, münezzeh mübâyenetini, O’nun sıfatlarının kemal, külliyet ve asliyetini; kendi sıfatlarının da eksiklik, cüz’iyet, zılliyet ve izafîliğini idrak eder; eder ve bütün mülâhazalarını enbiyâ-i izâmın telakki çerçevesine oturtur. Bu üstadların tarif ettiği çerçevede, tevhid adına tenzih ederken ta’tîlden,3 Hakk’a yakınlığı seslendirirken hulûl ve ittihattan,4 kendini O’nun tecellîlerini temâşâya salarken temsilden,5 sıfatlarını yorumlarken de teşbih6 ve tecsim7 hatasına düşmekten kurtulur ve günde –lâakal– kırk defa tekrar ettiği sırat-ı müstakîm erbabından olma liyakatini ortaya koymuş olur.. ve yine bu mânâdaki tevhidle hak yolcusu, kaza ve kaderin biricik gerçek kaynağını kavrar; Mutezile ve Cebriye’nin felsefe kaynaklı inhiraflarında ömrünü tüketmez; O’na yönelir.. O’na kullukta bulunur.. O’nu sever.. O’na karşı her hükmüne derin bir saygı duyar.. her şeyi O’ndan bilir –iradesindeki tercih hakkı mahfuz– her şeyi O’ndan bekler.. her zaman O’na itimat eder.. dünya ve ahiret mutluluğunu da O’ndan diler ve dilenir.

* * *

219