Altıncı vasıf:“Kınayanların kınamasına aldırış etmezler.” Çünkü onlar, sadece Allah’tan korkarlar. Başkalarının onlar hakkında diyecekleri, onların hiç umurunda değildir. Onlar, her zaman Allah’ın emir ve hoşnutluğunu düşünürler.
İşte ideal cemaatin altı vasfı bunlardır. Kim bu vasıflarla vasıflanırsa Allah kudsî emaneti onlara verecektir. Bu ilâhî bir kanundur, hiç değişmemiştir ve değişmeyecektir.
Arap sahip çıkarsa bu emanet onundur. Türk sahip çıkarsa bu emanet ona verilir. Kürt, Boşnak, Arnavut, kim sahip çıkarsa bu emanet onlarındır. Sahip çıkmanın ilk şartı da yukarıda sayılan altı vasıfla vasıflanmaktır.
Bu konuda çok umumî kaideleri ve evrensel prensipleri ihtiva eden bir diğer âyet-i kerime:
ı. قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَۤاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَۤاءُ۬ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَۤاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَۤاءُۘ بِيَدِكَ الْخَيْرُۘ إِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
“Ey Habibim de ki: ‘Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz, dilediğini zelil kılarsın. Bütün hayır, Senin elindedir. Doğrusu Sen her şeye kadirsin.”32
Bir milletin, onları temsil edebilecek melikleri yok ise, o millet dağılmaya mahkûmdur. Melikler kalblerini, Mâlikleri olan Allah’a bağlamamışlarsa yine o millet uzun süre ayakta duramaz. Burada, sanki, bir taraftan irade göstermeme zilleti, diğer taraftan da sadece iradeyle ortada kalma gibi bir mahrumiyet ifade edilmiş oluyor. Öyleyse gösterilen irade, hâkimiyetimizin simgesi olacak ve her işte Cenâb-ı Hakk’a iltica ile de hâkimiyetimiz korunacak. İşte bu dengeyi bulma, kader ve irade meselesini ve bilhassa kaderin üçüncü buudu olarak söylediğimiz meşîet-i ilâhiye meselesini tam anlayıp kavramaya bağlıdır.
Dipnotlar
- 32 Âl-i İmrân sûresi, 3/26.