Hâdiselerin melekût cihetini, meselenin tatlı yüzünü gösteren bir başka misal de Hz. Yusuf’dan (aleyhisselâm): Mısır’a aziz olmak için, evvelâ kuyuya atılmak, sonra köle gibi satılmak, ardından zindana tıkılmak gerekiyormuş. Hz. Yusuf (aleyhisselâm) da bunların hepsini görmüş ve çekmişti. O bütün bu imtihanları bir nebiye yakışır şekilde başarıyla atlatmıştı.5 Zâhiren zor ve çetin görünen bu hâdiselerin verâsında, bütün milletin kaderine hâkim olma gibi bir pâye vardı ve o bunlara erişti.
Allah Resûlü de miraca böyle sıkıntılı bir anda çıkmıştı. Hâdiseler hep aleyhindeydi. Müslümanlar muhasara altına alınmışlardı. Kendisini en çok destekleyen iki insan vefat etmişti. Artık Hz. Hatice ve Ebû Talib cismanî hayatta Allah Resûlü’nün yanında olmayacaklardı. Taif’e gitmiş fakat kabul görmemişti.6 İşte tam bu esnada Allah Resûlü’ne gökten bir davet geldi. Derken imkân ve vücub arası bir makama erdi. Evet, bir yere ulaştı ki, orada Cibril sadece O’nu seyretmekle yetindi. Çünkü parmak ucu kadar dahi ilerlemesi mümkün değildi.7
Hz. Musa’nın (aleyhisselâm) çilesi daha doğar doğmaz başlamıştı. Bir sepete konulup nehre bırakılmıştı. Sonra Allah (celle celâluhu) onu, hem kendisine hem de Musa’ya en büyük düşman olan Firavun’un sarayına yerleştiriyordu. Bir Kıptiye vurduğu öldürücü bir tokat yüzünden senelerce sürgün hayatı yaşadı.8 Zira İsrailoğulları gibi bir kavmi melekleştirmek için, böyle bir hazırlık safhası geçirmesi gerekiyordu. Neticesi çok güzel ve hayırlı olan böyle düzine düzine hâdiseler zincirinin varsın başlangıcı zâhiren kerih görülecek şeylerle dolu olsun; Allah, bütün bu hâdiselerde mutlak hayırlar yaratıyordu.
Dipnotlar
- 5 Bkz.: Yûsuf sûresi, 12/9-35.
- 6 İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-nihâye 3/133-136.
- 7 İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-nihâye 3/107-116.
- 8 Bkz.: Kasas sûresi, 28/1-35.