n. Hz. İsmail, babasının teklifine karşı: يَۤا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ۬“Babacığım, emrolunduğun şeyi hemen yerine getir!”42 dedikten sonra, yine meşîet-i ilâhiyeye dikkat çekiyor ve şöyle diyordu: سَتَجِدُن۪يۤ إِنْ شَۤاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ“İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın.”43 Yani Hz. İsmail de sabredebilmeyi, Cenâb-ı Hakk’ın meşîetine bağlıyor. Ancak O dilerse ve ancak O’nun dilediği ölçüde sabredebiliriz demek istiyor.
o. Hz. Musa, Hz. Hızır ile seyahate çıkarken, Hz. Hızır’ın: إِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا“Sen benimle seyahate güç yetiremezsin!”44 demesine mukabil hemen meşîet-i ilâhiyeyi dile getiriyor ve şöyle diyordu:
“İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın ve sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim.”45
Görüldüğü gibi peygamberlerin ifadeleri ne kadar da birbirine benziyor. Hemen hepsi de aynı duygu ve düşünceyi paylaşıyor, aynı şeyleri dile getiriyor ve her şeyi aynı ritimden söylüyorlar. Çünkü onların meşîet-i ilâhiyeye karşı tavır ve teslimiyetleri aynıdır.
p. Ve Hz. Yusuf (aleyhisselâm) senelerden sonra kavuştuğu anne ve babasını şehre davet ederken, şöyle demiş ve meşîet-i ilâhiyeyi nazardan uzak tutmamıştı:
“Allah’ın dileğince güven içinde Mısır’da yerleşin.”46
Nebilerden hangisine baksanız, onun itikat ve düşünce silsilesi içinde meşîetin gergef işlenir gibi ele alındığını ve işlendiğini görürsünüz. Tabiî bunu nebilere de Cenâb-ı Hak talim etmiştir.
İlâhî meşîet her şeydir ve insan iradesine göre esastır. Onu kabul etmemek Allah’ın Rubûbiyetine şerik kabul etmekten farksızdır ve bir kısım icraatı Allah’tan başkasına vermek demektir.
B. Hadis-i Şeriflerde Meşîet-i İlâhiye
Dipnotlar
- 42 Sâffât sûresi, 37/102.
- 43 Sâffât sûresi, 37/102.
- 44 Kehf sûresi, 18/67.
- 45 Kehf sûresi, 18/69.
- 46 Yûsuf sûresi, 12/99.