O azabı, başınıza musallat edecek ben değilim. Zaten ben dilediğime azap edebilseydim –ki bu elimden gelmez– hiç kimsenin itiraza takati kalmaz ve imtihan sırrı yok olurdu. Hâlbuki siz, Allah’ın verdiği cüz’î iradenizi kullanarak ya teslim-i silah edecek veya yüz çevireceksiniz. Ayrıca, eğer O sizi imtihan ederek saptırırsa, benim sözlerim birer cevher olsa da –ki aslında her nebinin sözleri birer cevherdir– yine de size faydası olmayacaktır. Çünkü O’nun meşîeti bütün takdir ve tekliflerin üstündedir. O, Rabbinizdir. Dilediğini, dilediği gibi evirir çevirir. Siz istemeseniz de neticede O’na döneceksiniz. Bana gelince, benim tebliğ ve irşaddan öte elimden bir şey gelmez. Meşîet karşısında ben de sizler gibiyim…
Bu ve benzeri âyetler, peygamberlerin meşîet ufkunu elvan elvan resmetmektedir.
Hz. İbrahim (aleyhisselâm) de kavmine tevhid dersi verirken meşîet-i ilâhiyeyi talim ediyordu:
m. وَحَۤاجَّهُ قَوْمُهُۘ قَالَ أَتُحَۤاجُّونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۘ وَلَۤا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ۤ إِلَّا أَنْ يَشَۤاءَ رَبّ۪ي شَيْئًاۘ وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۘ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
“Kavmi onunla tartışmaya girişti. (O onlara) dedi ki: Beni doğru yola eriştirmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? O’na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum; meğerki Rabbim bir şeyi dilemiş ola. Rabbim ilimce her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ öğüt kabul etmez misiniz?”41
Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden endişe edici değilim. Ben ancak Rabbimin dilediği şeylerden korkarım. Yani ben O’nun, hakkımda korkulacak bir hüküm vermesinden korkarım. Yoksa, bütün kâinat belâ olsa başımda patlasa beni zerre kadar korkutamaz. Çünkü biliyorum ki, Rabbim dilemedikçe bana zerre kadar dahi olsa hiç kimse zarar veremez.
Hz. İbrahim de verdiği bu tevhid dersinde meşîet-i ilâhiyeye parmak basmaktadır.
Dipnotlar
- 41 En’âm sûresi, 6/80.