İçeriğe geç

İç bünyede bir bozulma söz konusu olur ve ruh semasının yıldızları dökülürse, içtimaî hayat ve medeniyet dünyasının da tali’i tersine döner ve göz kamaştırıcı bütün nurlar geldikleri yere gerisin geriye döner ve söner giderler.

Onun için her iki emri de çok iyi anlamak gerekiyor. Cebriye mezhebi, bu iki emri, yani emr-i tekvînî ile emr-i şer’îyi birbirine karıştırdığı için iradeyi inkâr etmiş ve sapık bir yola düşmüştür. Mutezile de iradeyi esas alarak, “Kul kendi fiilini kendisi yaratır.” dediği için ayrı bir yanılgı ile sapıtmıştır. Biz, her iki tarafın da doğru yanlarını bir araya getirerek müstakim bir rota çiziyor ve diyoruz ki:

Emr-i tekvînîde de emr-i şer’îde de esas olan, meşîet-i ilâhiyedir. Fakat emr-i şer’îde kulun iradesine, şart-ı âdi olmak gibi bir pâye verilmiştir. Ona meşîet taalluk etmezse hiçbir şey olmaz fakat, hariçte vücudu olan şeyler öyle değildir. Hatta kötü ve çirkin olan şeylere de Cenâb-ı Hakk’ın meşîeti taalluk eder. Fakat Cenâb-ı Hakk’ın bunlara rızası yoktur. Onun için de kul, yaptığı kötülüğün cezasını çeker.

Hidayet ve dalâlet de Cenâb-ı Hakk’ın meşîetine bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim birçok âyetiyle bu hususu tavzih etmektedir:

فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ أَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِۚ وَمَنْ يُرِدْ أَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَۤاءِۘ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ

“Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslâmiyet’e açar. Kimi de sapıttırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah böylece kâfirleri küfür bataklığı içinde bırakır.”62

89