Hayır, başkası değil, Allah’tır (celle celâluhu) şu kâinat kitabını yazan; bu kitabıyla insan arasında münasebet kuran, insanı bu büyük kitaba fihrist yapan, damlada deryayı gösteren. Öyle ise, bu kâinatın mânâ ve mahiyetini bütünüyle ancak O bilebilir. O bilebilir insanın meyillerini, iç âlemini, fizikî-ruhî yapısını ve insanî temayüllerini. Zira kâinat, kâinatullah; insan, abdullah; ve bunların anatomisini tahlil eden Kur’ân da kelâmullah’tır. Dolayısıyla bunlar arasındaki münasebeti en iyi bilen, böyle bir münasebeti kurmuş olan Allah’tır. Bu mevzuda söz söylemek de ancak O’nun hakkıdır. O’nun ilmi, bütün eşyayı kuşatmıştır. O bildirmedikçe, insan hiçbir şey bilemez.
“O’nun ilminden, Kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar.”4 âyeti, bizler için vird-i zeban olmalıdır. Bütün beşeriyetin ilmi, Hz. Hızır’ın dediği gibi Cenâb-ı Hakk’ın ilmine kıyasla, okyanustan bir kuşun gagasına bulaşan ıslaklık kadar dahi değildir.5 İşte insanoğlunun “Bildik” dediklerinin hepsi bundan ibarettir ve o, söylediklerini bu kadarcık müktesebat itibarıyla söylemektedir. Hâlbuki daha bilinmesi gereken, okyanus çapında ilimler vardır ki, insanoğlu, bunların cahili bulunmaktadır. Ne acıdır ki, o, buna rağmen bilgiçlik taslamaktadır; işte bu da onun cehaletinin koyu karanlık ayrı bir buududur. Böyle bir cehalet karanlığı içinde gömülü insanın, kendi hakkında vereceği hükümlerde bile saçma-sapan ve isabetsiz olacağı açıktır. Hâlbuki ilâhî hüküm ve kararlarda, yüzde bin isabet vardır.
Sözün özü şudur; insanoğlu meselelerini Cenâb-ı Hakk’a ve O’nun mucize kitabına havale ettiği zaman, maddî-mânevî, ferdî, ailevî ve içtimaî kargaşadan, kaostan ve anarşiden kurtulacak, hakikî huzur, refah ve saadetin altın ikliminde yaşayacaktır. Aksi hâlde, derbederlik onun değişmeyen kaderi olacaktır.
Dipnotlar
- 4 Bakara sûresi, 2/255.
- 5 Buhârî, ilim 44, enbiyâ 27, tefsîru sûre (18) 2; Müslim, fezâil 170.