Ne var ki bütün bunları anlama, kavrama, şuur hâline getirme ve bu hakikatleri Kur’ân’dan çıkarma, kat’iyen onun özüne inmeden okumakla elde edilebilecek türden bir şey değildir.
Gırtlaktan aşağıya inmeden okunan Kur’ân’ı Allah Resûlü şöyle eleştirir: “Bir zaman gelecek, Kur’ân okuyacaklar, fakat Kur’ân, gırtlaklarından aşağıya inmeyecek. Onlar, okun avı delip avdan öteye çıktığı gibi dinden çıkacaklar.”13
Kur’ân’ın gırtlaktan aşağıya inmeyişinin mânâsı şu olsa gerek: Kur’ân, hayata hayat olmayacak. Fert, aile, toplum ve idare Kur’ânî ölçülerden uzaklaşacak.. ve daha kötüsü de, herkes içinde bulunduğu durum itibarıyla kendisini bu ölçülere uymaktan müstağni görecek. Onu okuyanlar bile başkasına okuyacak.. nasihatlar başkasına yapılacak…
Evet, bütün bunlar olmuştur ve olmaktadır.. ve bu, öyle bir belâdır ki, ona maruz kalan –muhalfarz– melek de olsa kendini kurtaramaz.. kurtaramaz ve Firavun’un akıbetine maruz kalır. Sonra bin mürşid, bin nâsih gelse de onu bu akıbetten kurtaramaz. Nedir bu belâ? Hangi musibettir bu musibet? Nedir insanı bu derekeye düşüren şey?
Bu, bir insanın kendini olduğundan başka görme hastalığıdır: Ermemiştir ama, kendini ermiş zanneder; görmemiştir, bilmemiştir, Kur’ân’da derinleşememiştir ama, kendini hep zirvelerde tahayyül eder. Değişik bir ifade ile böyle biri kendini görmüş, bilmiş, ermiş ve derinleşmiş kabul eder. Aslında sığdır, sathîdir (yüzeyseldir) bütün görüşleri. Ne var ki o, kendini bir umman şeklinde görme ve gösterme peşindedir. Veya hakikaten kendini öyle kabul etmektedir.!
Dipnotlar
- 13 Buhârî, enbiyâ 6, meğâzî 61, fezâilü’l-Kur’ân 36; Müslim, zekât 142-144.