Evet, kim Allah’ın Kitabı’na sarılırsa Allah onu yüceltir ve aziz eder; zira o “Hablü’l-metin”in bir ucu Allah’ın elindedir.16 Ona tutunan hep yükselir. Ondan elini gevşeten de zelil ve derbeder olur.
Allah sevgisi ve Resûlullah muhabbetinin en belirgin özelliği, Kur’ân sevgisidir. Kim Kur’ân’ı seviyorsa, Allah ve Resûlü’nü de seviyor demektir. Durum aksi olunca, neticenin de aksine zuhur edeceği açıktır. Allah ve Resûlü’nü seven, aynı zamanda Allah ve Resûlü tarafından da sevilir. Öyle ise, kim böyle sevilmeyi istiyor ve arzu ediyorsa, mutlaka Kur’ân’ı sevmelidir. Bu hususa işaret sadedinde Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Kim, Allah ve Resûlü’nü sevdiğini öğrenmek istiyorsa baksın, eğer Kur’ân’ı seviyorsa, o, Allah ve Resûlü’nü seviyor demektir…”17
Bu hadis-i şeriften mülhem, şöyle bir mânâ çıkarmak da mümkün olur: “Kim Allah ve Resûlü’nü sevmek istiyorsa, baksın, eğer Kur’ân’ı seviyorsa, Allah ve Resûlü’nü de seviyor demektir…”
Hangi mânâyı düşünürsek düşünelim, netice değişmez. Hem Allah ve Resûlü tarafından sevilmek hem de onları seviyor olmak, ancak Kur’ân sevgisiyle mümkündür. Zaten hakikî mânâda Kur’ân’ı sevmeyen bir mü’min de düşünülemez.
Kişi, Kur’ân okuyup okumamasına göre ayrı ayrı değer hükümlerine tâbi tutulur… Ve mü’min de münafık da, böyle bir kriterle birbirinden ayrılır. Efendimiz, bu hususu da şöyle bir temsille ifade buyururlar: “Kur’ân okuyan mü’minin misali turunçgillerden bir meyveye benzer; tadı da güzeldir kokusu da. Kur’ân okumayan mü’minin misali de hurma gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kur’ân okuyan münafığın misali, kokusu güzel fakat tadı acı olan fesleğen gibidir. Kur’ân okumayan münafığın misali de, kokusu bulunmayan, tadı da acı olan Ebû Cehil karpuzu gibidir.”18
Dipnotlar
- 16 Bkz.: Tirmizî, fezâilü’l-Kur’ân 14; Dârimî, fezâilü’l-Kur’ân 1.
- 17 Abd İbn Humeyd, el-Müsned 1/333; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 9/132.
- 18 Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 17, 26, et’ime 30, tevhîd 57; Müslim, salâtü’l-müsafirîn 37.