İçeriğe geç

Günümüz insanı, Kur’ân’dan çok uzak hâle geldi veya getirildi. Bu uzaklık, Müslümanları Kur’ân’a karşı yabancılaştırdı. Bugün dünyanın neresinde ne olduğunu çok iyi bilen nice Müslüman vardır ki, gönüllerinin bağı, bahçesi olan Kur’ân’da kaç âyet olduğunu dahi bilmezler. Hatta bunlardan bazıları, bir günlük neşelerine verdikleri ehemmiyet kadar olsun ebedî saadetlerinin teminatı, garantisi olan Kur’ân’a ehemmiyet vermezler. Ne Kur’ân okur ne de ona ait meseleleri dinlemek isterler. Hâlbuki Kur’ân, his, duygu, kalb ve kafalarıyla kendine sahip çıkacak gönüller beklemektedir. Müslüman, kendi kitabına sahip çıktığı zaman, değil sadece Müslümanların, bütün insanlığın mâkus tâli’i değişecektir. Yaşadığımız zaman diliminde, her şeyden çok bu şuurun geliştirilmesine ihtiyaç, hatta zaruret vardır.

Bütün cinler ve insanlar toplansa, sırt sırta, kafa kafaya verseler, o müthiş sulta ve muhteşem sultanlarıyla bir araya gelseler, hâkimiyetlerini ve hâkimiyetlerindeki gücü kullansalar, Kur’ân gibi bir kelâm meydana getiremezler. O, beşere Allah tarafından sunulmuş bir ip, bir hablullahtır. İnsanlık, elinde olan bu ipe tutunduğu zaman çukurlar ve gayyalar içinde çırpınmadan kurtulacak, insanlığın en yüce mertebelerine çıkarak “ahsen-i takvîm” sırrına mazhar olduğunu ortaya koyacaktır. Evet, böylece o, Cenâb-ı Hakk’ın matmah-ı nazarı hâline gelecektir. Yani devamlı surette Allah’ın, nazarını üzerinde dolaştırdığı, tebrik ve tebcil ettiği varlıklar sırasına girecektir.

25