İçeriğe geç

İnsanlar eğer düşünebilselerdi, Kur’ân karşısında heybetten tüyleri diken diken olacak ve bu mehâbet, onların gönül dünyalarını bahar yamaçlarına çevirecekti. Heyhât ki, günümüz nesillerinin pek çoğu böyle bir düşünceden fersah fersah uzak. Ama her zaman bir kısım düşünen akıl sahipleri ve gönül erleri de olmuştur ki, Cenâb-ı Hak, onların Kur’ân karşısındaki durumlarını şöyle resmeder ve onları bize birer örnek olarak sunar: “Allah, sözün en güzelini, ikişerli, birbirine benzer bir kitap hâlinde indirdi. Rabbilerinden korkanların ondan derileri ürperir (tüyleri diken diken olur.) Sonra ciltleri ve kalbleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar (iç ve dış bütünlüğüne ererler). İşte bu, Allah’ın onlara hidayetidir. Onunla dilediklerini hidayete erdirir. Ama Allah kimi de sapıklığında bırakırsa, artık ona yol gösteren olmaz.”27

Evet, Kur’ân, bir hidayet kaynağıdır. Kim hangi sahada doğruyu bulmak istiyorsa, mutlaka Kur’ân’a müracaat etmeli ve gideceği yola onun rehberliğinde gitmelidir. Bu da, yine devamlı surette Kur’ân’la bütünleşmeyi, onu “tedebbür” ile okumayı ve dinlemeyi gerektirmektedir.

Efendimiz, hem Kur’ân okumaya hem de okunan Kur’ân’ı dinlemeye çok hassasiyet gösterirlerdi. Hatta sürekli hem hâliyle hem de diliyle Kur’ân okumaya teşvik ederlerdi. Öyle ki, O’nun en yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir, daha Mekke döneminde, hem de Mekke’den sürgün edilmesi pahasına Kur’ân okumaktan vazgeçmemiş, evinin önündeki cumbada okuduğu Kur’ân’la nice katı kalbleri yumuşatarak, Mekke atmosferinin de İslâm adına yumuşamasına sebep olmuştu… Onun okuduğu Kur’ân’ı dinlemek için, genç-ihtiyar, kadın-erkek evinin önünde toplanır ve saatlerce Hz. Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) okuduğu Kur’ân’ı dinlerlerdi…28

40