İçeriğe geç

Bir zaman da Musa, kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı. Biz de: ‘Asânı taşa vur!’ demiştik. Bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmış, her bölük kendine mahsus pınarı bilmişti. (Biz onlara) ‘Allah’ın rızkından yiyin, için fakat sakın yeryüzünde fesat çıkararak taşkınlık yapmayın.’ demiştik.

(Ey İsrailoğulları) Bir vakit de siz şöyle demiştiniz: ‘Musa! Biz bir çeşit yemeye imkânı yok katlanamayacağız. O hâlde bizim için Rabbine yalvar da yerin bitirdiği sebzeden, kabaktan, sarımsaktan, mercimekten, soğandan çıkarsın. Musa da: ‘Ne o!’ dedi. ‘Siz, daha üstün olanı vererek daha düşük olanı mı almak istiyorsunuz? Herhangi bir şehre inin, istediğinizi bulursunuz.’ Üzerlerine zillet ve yoksulluk damgası basıldı ve neticede Allah’ın gazabına uğradılar. Evet öyle! Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Öyle oldu; çünkü onlar isyan ediyor ve hadlerini aşıyorlardı.” (Bakara sûresi, 2/47-61)

Ardından, bu kavmin içinde hidayete eren kişilerin bulunabileceği, Hazreti Davud’un hükümranlığı, onun Câlût karşısındaki tutumu ve hâkimiyeti gibi hususlarla, ilâhî nimetler sağanağı, farklı bir kıssa hâlinde dile getirilmektedir:

“Musa’dan sonra İsrailoğulları’nın önderlerine dikkat ettin mi? O vakit onlar, aralarındaki bir peygambere: ‘Ne olur, bize bir hâkim (ve kumandan) tayin et de, biz de Allah yolunda cihad edelim.’ demişlerdi. O da cevaben: ‘Ya savaşma emri size farz kılınır da savaşmazsanız?..’ deyince onlar: ‘Ne diye Allah yolunda cihad etmeyelim ki, vatanlarından çıkarılan biz, çoluk çocuğundan ayrı düşenler yine biziz.’ Fakat savaşma kendilerine farz kılınınca içlerinden pek azı hariç hepsi dönüverdiler. Allah o zalimleri pek iyi bilir.

65