İçeriğe geç

Fatih Sultan Mehmed Hazretleri, Belgrat’ta düşmanı ters yüz eden, İstanbul surlarını aşıp Bizans’a haddini bildiren ve daha yirmi bir yaşında iken Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) övgüsüne12 mazhar olup en muallâ mevkie ulaşan bir ulu sultandır.

İşte bu büyük sultan, İstanbul’u fethettikten sonra, yaptıracağı camiin belli bir sayıda sütuna oturtulmasını ister ve bir Rum olduğu söylenen Sinan Atik’e bu mevzuda talimat verir.

Ne var ki mimar, bu talimata uymayarak sütun sayısını eksik tutar ve Fatih’e göre önemli bir mimarî hata işler. Bunun üzerine Fatih, onun elinin kesilmesini emreder ve rivayete göre Rum mimarının eli kesilir. Ve arkasından da eli kesilen Sinan Atik, mahkemeye müracaat eder ve mahkemece davasında haklı bulunur. Derken, Fatih mahkemeye celb edilir ve Hızır Çelebi’nin hâkimliğini yaptığı mahkemede Fatih’in de elinin kesilmesine karar verilir.

Hükmü öğrenen büyük sultan, gayet mütevekkil bir şekilde kesilmesi için kolunu uzatır. Uzatır ama, bu manzarayı gören Sinan Atik, hemen meseleye müdahale eder ve bu adaleti gördükten sonra, ailesinin geçinebileceği nafakayı Fatih’in vermesi şartıyla davasından vazgeçtiğini söyler. Böylece Fatih’in eli kesilmekten kurtulmuş olur.

Fatih, mahkemeden sonra Hızır Çelebi’ye döner ve “Eğer Allah’ın hükmüyle hükmetmeseydin, şu kılıçla senin kelleni indirecektim!” diye kükrer. Bu kükreyiş karşısında Hızır Çelebi de, “Eğer verdiğim hükmü kabul etmeseydin, ben de sana aynı şeyi yapacaktım!” sözleriyle karşılık verir ve sakladığı hançeri çıkarıp padişaha göstererek, “Hem de bu hançerle!” der.

218