Şimdi burada bir lahza durup, “Böylesine bir şuur ve anlayışın neresinde sömürme vardır?” diye ehl-i insafa sormak gerekir. Zira Tarık, o kadar yolu sırf kralın hazineleri için kat etmiş olsaydı, hazineleri ayağının altında bulduğu zaman kat’iyen böyle konuşmayacaktı.
Evet, o, niçin “bütün lezzetleri acılaştıran”15 ölümü, kendisine hatırlatmaktadır. Nasıl olur da beş bin kişilik bir orduyla sırf ‘ganimet’ deyip doksan bin kişilik mücehhez bir ordunun karşısına çıkabilir ve nasıl olur da kaçmamak için bütün gemileri yaktırır!..
Evet, tarihin altın sayfaları karıştırıldığında görülür ki, Tarık b. Ziyad ve onun gibi inançlı bütün komutanların, sadece ve sadece bir tek gayeleri vardı, o da i’lâ-yı kelimetullahtı.
b. Dünya Görüşümüz
Tarihî maddeciliğin dünya görüşünden sonra şimdi biraz daha genişçe bizim Kur’ân ve hadis endeksli dünya görüşümüze geçebiliriz:
Kur’ân’ın eşya ve hâdiselere bakışı materyalistçe olmadığı gibi, onun örgülediği toplum yapısı da asla sömüren ve sömürülenin mücadelesinden ibaret değildir. Evet, Müslümanı harekete geçiren husus hiçbir zaman, serfliğin derebeyliğe, derebeyliğin kapitalizme, onun da sosyalizme veya proletarya diktatörlüğüne intikali ve bu arada meydana gelen çelişkiler değildir. Bilakis, İslâmî düşüncenin temelinde mukaddeslerden mukaddes i’lâ-yı kelimetullah ruhu vardır.
Evet, her Müslümanın en birinci gayesi, Cenâb-ı Hakk’ın mübarek isminin bir yâd-ı cemil olarak bayraklaşması veya mecbur kalındığında düşman karşısında ırz, vatan ve namus uğruna müdafaa ve mücadele etmektir.
Dipnotlar
- 15 Tirmizî, kıyâmet 26, zühd 4; Nesâî, cenâiz 3; İbn Mâce, zühd 31.