Daha sonra ‘Mülkiyet’ ve ‘Üretim’ konularını ele alırken yeniden bu mesele hakkında değişik boyutlarıyla ve daha tafsilatlı malumat vermeyi düşünüyorum. Burada, sadece bir işaret kabîlinden, konuyu bir çerçeve içine almak istedim.
Evet, özel mülkiyet ve hür teşebbüs, İslâm’ın kendi orijinine uygun olarak onun iktisadî yapısının esasları arasındadır. İslâm İktisadı, bu konudaki görüş ve düşünceleriyle de diğer sistemlerden ayrılır. Zira o, daima yolun en güzelini ve insan fıtratına en uygun olanını işaretler.
4. Cihan Sulhü
Cidal ve kavgayı bir hayat düsturu olarak seçen sistemler, insanlara yer yer sulh ve sükûnu vaad etmiş olmalarına rağmen, hiçbir zaman vaad ettikleri şeyi pratiğe dökememişlerdir. Aksine insanlar kendilerini hep bir kavga ve kaos ortamında bulmuş ve bunun vermiş olduğu stres ile hep ızdırapla inlemişlerdir. Hatta dünyanın şu anda içinde bulunduğu duruma, bu sistemlerin sebebiyet verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
İslâm ise, her zaman ve her yerde bir muvazene unsuru olarak imdada yetişmiş ve kendine ait esasları birer evrensel mesaj hâlinde insanlığa sunmuştur; sunmuş ve onu eşsiz bir disiplinler mecmuası olarak kabul edip hayatlarına uygulayanlar için de daima kurtarıcı bir rol üstlenmiştir.
Asırlarca misalleri yaşanan ve bugün de her şeyden çok muhtaç olduğumuz kardeşlik harcı ile yoğrulmuş iktisadî ve içtimaî sistemimizi kurduğumuzda biz Müslümanlar, -inşâallah- yeniden cihan sulhünün teminat sigortaları olacağız. Zira biz bozulduğumuz zaman, cihanda sulh ve sükûn da kalmadı. Hasımlarımız bizi yıkmakla sigortayı attırıp, çeşitli türden anarşileri tetiklemiş oldular.