İçeriğe geç

Çanakkale Savaşı, bu ikinci hususa bir misal olarak gösterilebilir. Evet, bizim oradaki kavgamız, hiç şüphesiz ne sömüren ne de sömürülen kavgasıdır. Düşmanlarımız Haçlı düşüncesiyle bize saldırıyor; biz de dinimiz, milletimiz uğruna onlarla mücadele ediyoruz. İşte bizim cihad felsefemiz.. onu başka yöne çekme bir saptırmadır.

Materyalistler, her şeyden önce işte bu noktada yanılıyorlar; yanılıyor ve beşer tarihinin medar-ı iftiharı olan bütün peygamberlerin mücadele ve kavgalarını, sömüren ve sömürülenin kavgası şeklinde yorumluyorlar.

Evet, onlar, İnsanlığın İftihar Tablosu’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) üzerinde sadece bir peştamal taşıyan Hz. Mesih’i (aleyhisselâm), kırk sene Tih sahrasında cemaatinin çilesini çeken Hz. Musa’yı (aleyhisselâm), en ağır hakaretlere maruz kalan Hz. Nuh’u (aleyhisselâm) ve daha nice peygamberi hep böyle değerlendirdiler ve bu zatların yaptıkları o ulvî ve büyük mücadeleyi, sömüren ve sömürülenin mücadelesi vehmettiler.

Eğer bu anlayış hamakatın ifadesi değilse, o, bu şekilde anlayan için de anlatan için de bir ihanetin ifadesidir. Zira Buda’nın insanın içine doğru sürdürdüğü mücadelesini, Konfüçyüs’ün ahlâk için verdiği kavgayı; Brahma’nın, Sokrates’in canlarını hiçe sayarak kendilerini feda etmelerini, sadece sömüren ve sömürülenin mücadelesi şeklinde anlamak düşüncesizlik ve mantıksızlığın ta kendisidir.

Biz, tarihî vak’alar ve hâdiseler zinciri içinde, onların iddialarını doğrulayacak tek hâdise bilmiyoruz. Aksine, tarihî gerçekler, onların dediklerinin bütün bütün yalan olduğunu ortaya koymaktadır.

Evet, ortada bir mücadele vardır; ama bu mücadele, hakkın mücadelesidir ve ırzın ve namusun müdafaasıdır. Belki bazen de, yanlış olmasına rağmen, ırk ve milliyet kavgasıdır.. ama hiçbir zaman sadece sömüren ve sömürülenlerin sürtüşmesi değildir. Bu itibarla denebilir ki, tarih bir baştan bir başa materyalizmin yalan söylediğini gösteren vak’alar mecmuasıdır.

224