İçeriğe geç

Evet, insanda bazı latîfeler vardır ki, bir ihmal ya da hata neticesi sönebilir. Söndükten sonra tekrar dirilirler mi, bilemeyeceğim. Bazen “Hayır, gerçek şu ki, yapageldikleri kötü işler onların kalblerini paslandırmıştır.”8 hakikati tecellî eder de kalb mühürlenir. O zaman bu latîfeler hiç dirilmez. Ve şayet onlar insanın solmaması, renk atmaması, aşk ve heyecanını koruması için birer esas ise, insan o dinamikleri kendi içinde öldürmüş olur. Bir kere büyük günah işleyen bir adam, hafizallah, bir yönüyle bir kolu, bir ayağı felçli gibi olur. Hayat boyu seke seke, kolunu sallaya sallaya dolaşmaya mahkûm hâle gelir.

Bir kâfir Müslümanlığa girdiğinde, iman, küfre ait her şeyi siler, süpürür ve temizler. Fakat imanlı yaşayan bir insanın bu türlü hataları yapması, harem dairesinde hata etme demektir. Dolayısıyla bu hizmetin yüksek kulesinin başından düşen de, düz zemine düşmez; onun derin bir kuyuya düşme ihtimali vardır. “Bi hasebi’l mağnem, el mağrem” kaidesince, ne kadar ganimete mazhar isen o meselenin o kadar ceremesi olur. Müslüman olmamız hasebiyle, bizim belki pek çok mazhariyetimiz vardır. Bu mazhariyetler şükür ister. O mazhariyet şayet bir “konum”sa ona göre bir duruş ister. O konumun gereğini yapamazsak sukut olur. Sukutun en hafifi de renk atmak, matlaşmak, bütün şevkini kaybetmek; başlangıçtaki heyecanı duyamamaktır.

122